ANA SAYFA

Ana Sayfa 

İLETİŞİM

İletişim 

BAĞLANTILAR

Bağlantılar 

SİTE HARİTASI

Site Haritası 

SIKÇA SORULAN SORULAR

Sıkça Sorulan Sorular 

  TMMOB  FIG  CLGE
ENGLISH HKMOBİS ÜYE HKMOBİS

  27 Nisan 2017, Perşembe

TMMOB HARİTA KADASTRO MÜHENDİSLERİ ODASI

Site İçi Arama:

Loading
FİG 2018

    Haberler

    Basın Açıklamaları

    Görsel Basında Odamız

    Basından

    Resmi Yazışmalar

    Birim Fiyatlar

    Hukuk Birimi

    İstatistikler ile HKMO

    MİSEM

    Üyelerimizden

    Satım Duyuruları

    Alım Duyuruları

    İş Arayanlar

    Eleman Arayanlar

    Yardım Duyuruları

    Bilgi Edinme Başvurusu

    TİP Sözleşmeler Kontrol

    LİHKAB

 

e-Liste

Odamız üyesi değil, fakat duyuruların düzenli olarak
e-posta hesabınıza gönderilmesini istiyorsanız;
Lütfen adınızı, soyadınızı ve
e-posta adresinizi giriniz..

Adınız:

E-Posta Adresiniz:

 

Son Çıkan Yayınlar

 

» KİTAPLAR

MESLEKTE 50. HİZMET YILINI DOLDURAN ÜYELERİMİZ
HKMO

 
 » JEODEZİ VE JEOİNFORMASYON DERGİSİ

 
 » HKM DERGİSİ

SAYI: 2011-1 104

 
 » HARİTA BÜLTENİ

SAYI: MART 2017 97

  

"GÜMRÜK KANUNU ILE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞIŞIKLIK YAPILMASINA DAIR KANUN TASARISI`NIN 5368 SAYILI LISANSLI HARITA KADASTRO MÜHENDISLERI VE BÜROLARI HAKKINDA KANUN`A GEÇICI MADDE EKLENMESINE İLIŞKIN 44. MADDESI" HAKKINDA, TÜRKIYE BÜ

    Yayına Giriş Tarihi: 07.07.2014  Güncellenme Zamanı: 08.07.2014 11:55:45  Yayınlayan Birim: GENEL MERKEZ  
 

1. SÜREÇ:

Bilindiği üzere, 5368 sayılı Lisanslı Harita Kadastro Mühendisleri ve Büroları Hakkında Kanun 29.06.2005 tarihinde, bu Kanun‘da öngörülen yönetmeliklerden olan "Lisanslı Harita Kadastro Mühendisleri ve Büroları Hakkında Yönetmelik" de 05.05.2008 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Belirtilen düzenlemelere dayanılarak, 11.10.2009 tarihinde "Lisanslı Harita Kadastro Mühendisleri ve Büroları" sınavı yapılmıştır.

Bilahare, sınava girip başarısız sayılan bir aday tarafından, sınav kılavuzunda 4 yanlışın, 1 doğru cevabı iptal edeceğinin belirtilmesine rağmen, sınav kitapçığına yanlış cevapların dikkate alınmayacağının yazılarak hak kaybına uğratıldığı ileri sürülerek sınavın iptali istemiyle açılan dava sonucunda; Ankara 9. İdare Mahkemesi‘nin 10.02.2011 tarih ve E:2010/309, K:2011/237 sayılı Kararıyla, sınav kitapçığına sınav kılavuzuna aykırı olarak konulan ibare nedeniyle sınava girenler arasında adaletsizliğe neden olduğu gerekçesiyle sınavın iptaline karar verilmiş, davalı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü‘nün temyiz istemine ve bu aşamada davayı kazanan davacının da davadan feragat etmek istemesine karşın, Danıştay Onuncu Dairesi 05.07.2012 tarih ve E:2011/7268, K:2012/3343 sayılı Kararıyla, iptal kararı verildikten sonra kamu yararını yakından ilgilendiren bir konuda feragat hakkı tanınmasının hukukun üstünlüğünü sağlama amacıyla bağdaşmayacağı gerekçesiyle feragat istemini kabul etmezken sınavın iptaline ilişkin mahkeme kararını da hukuka uygun bularak onamıştır.

Bu süreç içerisinde sınava katılıp, başarısız sayılan bir başka adayın bu kez "Lisanslı Harita Kadastro Mühendisleri ve Büroları Hakkında Yönetmelik"in 15/f, 16. 18. ve 19. maddeleri ile bu yönetmeliğe dayanılarak yapılan sınavın kendisine ilişkin sonucunun iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle açtığı davada da Danıştay Onuncu Dairesi‘nin 18.07.2011 tarih ve E:2009/16185 sayılı Kararıyla, Yasa‘da lisans sahibi olacak kişilerde aranacak şartlar arasında beş yıl deneyim ve sınavda başarılı olmak şartı yeterli görülmesine karşın yönetmelikte Mesleki Deneyim Değerlendirme Formu ve değerlendirme kriterleri getirilerek, yasal dayanağı olmayan bir düzenleme yapıldığı gerekçesiyle Yönetmelik‘in Mesleki Deneyim Değerlendirme Formuna ilişkin 15/f, meslek deneyim kriterleri ve puanlarına ilişkin 16., puanlamaya ilişkin 18. ve sınav sonuçlarının değerlendirilmesine ilişkin 19. maddelerinin yürütülmesinin durdurulmasına, sınavın davacının başarısız sayılmasına ilişkin kısmı hakkında ise, idarece sınavın ve sonuçlarının iptal edilerek yeni sınav yapılmak suretiyle sınavın tekrar edilmesinin kararlaştırıldığı bildirildiğinden, bu aşamada sınavın davacıya ilişkin kısmı yönünden yürütmesinin durdurulması istemi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

Lisanslı Harita Kadastro Mühendisleri ve Büroları Hakkında Yönetmelik‘in 4. maddesi uyarınca oluşturulan Lisans Sınavı Komisyonu‘nun 12.11.2010 tarihli kararıyla, Ankara 9. İdare Mahkemesi‘nin 28.09.2010 tarih ve E:2010/309 sayılı, sınavın yürütmesinin durdurulmasına ilişkin kararı uyarınca, herkesin katılımına açık yeni bir sınav yapılmasına, lisans belgesi ve kaşe verilmesi işlemlerinin durdurulmasına, faaliyete başlayan lisanslı mühendislerin davaya ilişkin karar kesinleşinceye kadar çalışmaya devam etmesine karar verilmiş, Komisyon‘un Harita ve Kadastro Mühendisleri Odasınca seçilen üyeleri, yargı kararının uygulanmasının Komisyonun görevi kapsamında olmadığı, yargı kararının gereğinin Tapu ve Kadastro Genel Müdürülüğü‘nce yerine getirilmesi gerektiği düşüncesiyle Komisyon kararına katılmamışlardır.

Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü ise, 10.05.2011 tarihinde aldığı kararla, mahkeme kararı gereği, dava konusu sınavın iptaline, geçerli başvurusu olan adaylarla sınırlı olmak üzere sınavın tekrarına, kamu hizmetlerinin aksamadan yürütülmesi ve yargı süreci sebebiyle faaliyette olan lisanslı büroların, yapılacak sınav tekrarı sonrasındaki yerleştirme işlemine kadar çalışabileceklerine, kararın tüm adaylara (yaklaşık 1200 kişiye) tebliğ edilmesine karar vermiştir.

Diğer yandan, Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu‘nun yazılı soru önergesi üzerine, Çevre ve Şehircilik Bakanı Sn. Erdoğan Bayraktar‘ın Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı‘na verdiği 02.05.2012 tarih ve B.09.0.SGB.0.11.-610/1872 sayılı cevapta da, sınav ve yönetmelik hakkında verilen yargı kararları dikkate alınmak suretiyle mevzuat değişikliğine gidilerek lisans sınavı ile ilgili işlemlere ivedilikle yön verilmesine karar alındığı, yönetmeliğin yeniden düzenlenmesi için çalışmaların devam ettiği bildirilmiştir.

Süreç böyle iken, Başbakanlık Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürlüğü‘nün 25.02.2013 tarih ve 31853594-101-678-1215 sayılı ve Başbakan imzalı "Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı" Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı‘na sunulmuş olup , Tasarı‘nın 44. maddesi ile 5368 sayılı Lisanslı Harita Kadastro Mühendisleri ve Büroları Hakkında Kanun‘a bir geçici madde eklenmesi öngörülerek, "Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü tarafından 11.10.2009 tarihinde yaptırılan lisanslı harita kadastro mühendislik sınavında başarılı olarak lisans belgesini alan ve lisanslı harita kadastro mühendislik bürosu açarak, 01.01.2013 tarihi itibariyle de faaliyette bulunan lisanslı harita kadastro mühendislerinin mevcut lisans belgelerinden kaynaklanan tüm hakları saklıdır" düzenlemesine yer verilmiştir.

Tasarı‘nın madde gerekçesinde aynen, "5368 sayılı Kanun uyarınca kadastro teknik hizmetleri lisanslı bürolara devredilmiş olup, 2010 yılından bu yana faaliyet gösteren bu büroların, 2009 yılında yapılan sınava karşı açılan davada, dava konusu işlemin iptali yolunda Ankara 9. İdare Mahkemesince verilen E:2010/309 ve K:2011/237 sayılı karar ve bu kararın Danıştay 10. Dairesinin E:2011/7268, K:2012/3343 sayılı Kararıyla temyizen onanması sebebiyle anılan büroların faaliyetleri sona ereceğinden, 01.01.2013 tarihi itibariyle faaliyette olan büroların yürütmekte oldukları kamu hizmetlerini aksatmamak, kazanılmış hakları korumak ve hukuki güvenlik ve idari istikrar ilkelerini sağlamak üzere 5368 sayılı Kanuna geçici bir madde eklenmiştir." denilmiştir.

Görüleceği gibi, Tasarı‘nın madde gerekçesinde sınavın iptaline ilişkin yargı kararına değinilirken, Yönetmelik‘in yürütülmesinin durdurulmasına ilişkin yargı kararına değinilmemiştir.

2. HUKUKİ DEĞERLENDİRME:

2.1. Yargı Kararlarının Uygulanması Sorunu:

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu‘nun 28. maddesinde, esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin mahkeme kararlarının icaplarına göre idarenin, gecikmeksizin işlem tesis etmeye mecbur olduğu, bu sürenin hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemeyeceği, mahkeme kararlarına göre işlem tesis edilmeyen hallerde idare aleyhine maddi manevi tazminat davası açılabileceği, mahkeme kararlarının otuz gün içinde kamu görevlilerince kasten yerine getirilmemesi halinde ilgililerin idare aleyhine dava açabileceği gibi, kararı yerine getirmeyen kamu görevlisi aleyhine de tazminat davası açılabileceği, yine Anayasa‘nın 138. maddesinde de görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamayacağı, görüşme yapılamayacağı veya herhangi bir beyanda bulunulamayacağı, yasama ve yürütme organları ile idarenin, mahkeme kararlarına uymak zorunda olduğu, bu organlar ve idarenin, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremeyeceği ve bunların yerine getirilmesini geciktiremeyeceği hükme bağlanmıştır.

Anayasa Mahkemesi de 27.03.1986 tarih ve E:85/31, K:86/11 sayılı kararında "Hukuk Devleti, her eylem ve işlemi hukuka uygun, insan haklarına saygı gösteren, her alanda adaletli bir düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan hukuku tüm devlet organlarına hakim kılan, anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayıp yargı denetimine açık olan, yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve anayasa bulunduğu bilincinden uzaklaştığında geçersiz kalacağını bilen devlettir." tanımlamasını yapmıştır.

Aktarılan Anayasa ve Yasa hükümlerinden anlaşılacağı üzere, yargı kararlarının uygulanıp uygulanmaması konusunda İdare‘nin herhangi bir " takdir yetkisi" bulunmamaktadır. İdarelere yargı kararlarının doğruluğunu tartışma ve buna göre uygulama yetkisi de tanınmamıştır.

Karar gereklerini yerine getirmek zorunda olan İdare, kararların uygulanmasını herhangi bir koşula da bağlayamaz.

Danıştay Beşinci Dairesi‘nin 25.03.1999 tarih ve E:1998/3949, K:1999/828 sayılı kararında da belirtildiği üzere, mahkeme kararlarındaki gerekçelerin hukuka uygun olmaması halinde dahi yargıya duyulan güvenin korunması amacıyla esas alınması ve uygulanması gerekmektedir.

Yargı kararlarına yasama ve yürütme organları ile İdare uymak zorunda olduğu gibi, bu kararlar değiştirilemez ve uygulanması geciktirilemez.

Esasen hukuk devleti ilkesinin ve hukukun üstünlüğünün kabul gördüğü bir toplumda yargı kararlarının uygulanmaması sorunuyla karşılaşılmasının, hatta tartışılmasının bile olağan olmadığının kabulü gerekir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de 10.11.2004 tarihli "Bergama Altın davası" olarak adlandırılan (Taşkın ve Diğerleri-Türkiye, Dava No: 46117/99) kararında, 12.12.2006 (Dildar-Türkiye) kararında, 12.07.2005 tarihli (Okyay ve diğerleri-Türkiye) kararında, mahkeme kararlarının yerine getirilmesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/1. maddesinde amaçlanan "yargılama"nın bütünleyici parçası olarak dikkate alınması gerektiğini, eğer Sözleşmeci Devletin yasal sisteminin, kesin ve bağlayıcı olan bir mahkeme kararının uygulanamaz hale gelmesine izin veriyorsa bu halde sözleşmenin 6/1. maddesinin ihlal edildiğini belirtmiştir.

Konumuza ilişkin süreçte ise, yargı yerince yönetmelik ve sınav hukuka aykırı bulunmuş, hatta davacılardan birinin temyiz aşamasındaki feragat istemi de kamu yararını yakından ilgilendirdiği ve hukukun üstünlüğünü sağlama amacıyla bağdaşmadığı gerekçesiyle kabul edilmemiş ve yargılamaya devam edilmiş, yürütmenin durdurulması kararından itibaren en geç 30 gün içinde kararın gereğinin yerine getirilmesi gerekirken, kararın gereği yerine getirilmemiş, mevzuat çalışması yapıldığı ve sınavın tekrar edileceği bütün adaylara (yaklaşık 1200 kişiye) duyurulmuş, hatta Yönetmeliğin ve sınavın davacının başarısız sayılmasına ilişkin kısmının iptali istemiyle açılan davada, Danıştay Onuncu Dairesi‘nin ara kararı üzerine İdarece sınavın bütün sonuçlarıyla birlikte iptal edildiği bildirildiğinden, Danıştay Onuncu Dairesi‘nce davanın sınava ilişkin kısmı hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

İdari yargıda verilen iptal kararlarının hukuki niteliği gereği, işlem tesis edildiği tarihten itibaren bütün sonuçlarıyla hukuk aleminde ortadan kalktığından, işlem ve sonuçlarının hukuki dayanağı kalmadığından, İdarece gecikmeksizin kararın uygulanması ve işlemin tesis edildiği tarihten önceki hukuki duruma dönülecek kararların alınması ve işlem tesis edilmesi gerekirken, hukuka aykırı bulunan Yönetmelik ve sınava dayanılarak verilen lisansa dayalı faaliyetlerin devamına izin verilmiştir.

Sınava katılan, sınav kılavuzu ile sınav kitapçığı arasındaki çelişki nedeniyle ya da Yönetmeliğin yasal dayanağı bulunmayan puan ve değerlendirme kriterleri nedeniyle başarısız sayılan adaylar İdare‘nin açıklamaları ve kararları doğrultusunda mevcut lisansların geçersiz sayılarak hukuka uygun bir düzenleme ve sınav yapılmasını beklerken söz konusu kanun tasarısı sunulmuştur.

2.2. Kanun Tasarısının Dayandığı Gerekçelerdeki Sorunlar:

Kanun tasarısının ilgili madde gerekçesinde "büroların yürütmekte oldukları kamu hizmetlerini aksatmamak, kazanılmış hakları korumak ve hukuki güvenlik ve idari istikrar ilkelerini sağlamak üzere 5368 sayılı Kanun‘a geçici bir madde eklenmiştir." denilmektedir.

Dayanılan gerekçelerden kazanılmış hak konusu, yargı kararlarında ve doktrinde, kazanılmış hakkın oluşması için, hakkın birel işlem tesisi ile kişiselleşerek somutlaşması, işlemin ve hukuki durumunun tamamlanması sonucunda fiilen elde edilmiş bir hak olması, bunun hukuka uygun olarak gerçekleşmiş olması, hakkın elde edildikten sonra bir süre kullanılması gibi unsurlar aranmakta olup, yokluk, açık hata, ilgilinin hilesi ve hukuka aykırı işlem tesisi hallerinde ise kazanılmış hak oluşmayacağı görüşü kabul görmektedir.

Bu olayda ilgili bürolarca alınan lisans hukuka uygun olarak elde edilmediği gibi, yasal düzenlemeye açıkça aykırı bir yönetmeliğe ve açık hataya düşülerek adaletsizliğe yol açacak bir sınava dayanılarak elde edilmiş olup, devam eden bir hukuki süreç bulunmakta ve Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü‘nün 10.05.2011 tarihinde aldığı kararla, yeniden sınav yapılacağı, Lisansların dayanağı Yönetmelik ve Sınava ilişkin yargı kararlarını ve faaliyetlerine geçici olarak izin verildiği ilgililerce (yani, yaklaşık 1200 kişice) bilinmektedir.

Diğer yandan yine doktrin ve içtihatlarda kazanılmış hakkın korunmasının da sınırlarının bulunduğu, kamu düzeniyle, kamu yararıyla ve kamu hizmetinin gerekleriyle çatıştığı durumlarda kazanılmış hak kuralının uygulanamayacağı kabul edilmiştir.

Olayda İdare Hukuku kurallarına göre elde edilmiş bir kazanılmış hak bulunmadığı gibi, konu doğrudan kamu hizmeti, kamu yararı ve kamu düzenine ilişkin olduğundan da kazanılmış haktan ve korunmasından söz edilmesi olanaklı değildir. Konunun kamu hizmeti ve kamu yararına ilişkin olduğu İdare‘nin kendisi tarafından da, feragat isteminin reddi sırasında yargı tarafından da kabul edilmiştir.

Kazanılmış hakka ilişkin son olarak belirtilmesi gereken, Danıştay Altıncı Dairesi‘nin 22.06.1987 tarih ve E:1986/1363, K:1987/848 sayılı kararında da belirttiği üzere, elde edilmiş bir kazanılmış hak bulunsa bile, yasal bir düzenleme ile kazanılmış hakkın korunabilmesi için, elde edilen bu hakkın mahkeme kararı ile ortadan kaldırılmamış olması gerekir. Oysa mahkeme kararları ile konuya ilişkin lisansların dayanağı yönetmeliğin yürütmesi durdurulmuş, sınavın iptaline karar verilmiştir. Dolayısıyla ortada hukuken korunan menfaat anlamında bir hak, hukuk kurallarıyla güvence altına alınmış bir olgu bulunmamaktadır.

Bununla birlikte içtihat ve doktrinde tesis edildiği tarihte hukuk kurallarına aykırı olmasına rağmen, kişinin kusurunun olmadığı durumlarda kazanılmış durumdan sözedilebileceği, İdareye güven ilkesi zedelendiğinden ilgililerin durumu tazminat davasına konu edebileceği, ancak kazanılmış durumun da gelecek için korunmasının ve sürdürülmesinin hukuki olanağı bulunmadığı kabul edilmektedir.

Dayanılan ilkelerden İdari istikrar ilkesi, hukuksal güvenliğin sağlanmasının önemli araçlarından biridir. İdari istikrar, idarenin yarattığı ve bir süredir devam eden öznel hukuki durumların devamlılığını, İdarenin bu tür durumları keyfi biçimde değiştirememesini ifade eder. Olayda İdari istikrarı korumak anlamında kullanılan dava açma süresi içerisinde dava açıldığına, yargı kararı verildiğine, idarenin yargı kararını uygulamaması nedeniyle belli bir süre geçtiğine, ancak bu süre içinde bizzat İdare, yargı kararının uygulanacağına ilişkin açıklamalarda bulunduğuna, ilgililer de yargı kararına göre işlem tesis edileceği beklentisiyle hareket ettiğine göre hukukta kabul edilen anlamıyla ortaya çıkmış bir idari istikrardan da sözetmeye olanak bulunmamaktadır.

Hukuki güvenlik ilkesi ise, hukuk kurallarında sık sık değişiklikler yapılarak idari istikrarı ve belirliliği yok eden kurallar ihdas edilmemesi, geriye yürüyen kuralların kazanılmış haklara dokunmadan bireylerin temel hak ve özgürlüklerini gövence altına alması gerektiğini ifade eder. Hukuki güvenlik sadece bireylerin devlet faaliyetlerine duyduğu güveni değil, aynı zamanda yürürlükteki mevzuatın süreceğine duyulan güveni de içerir. Hukuki güvenlik ilkesinin anlamını ve kapsamını belirlemekte, esas alınması gereken iki temel ilke ise geriye yürümezlik ilkesi ve kazanılmış haklara saygı ilkesidir.

Burada da, yukarıda belirtilen nedenlerle, hukuksal anlamıyla ortaya çıkmış bir idari istikrar ve elde edilmiş bir kazanılmış hak bulunmadığına ve yürüyen kurallar yargı kararıyla iptal edildiğine ya da yürütmesi durdurulduğuna, idarece yeni kurallar koyma ve işlem tesis etmenin yasal zorunluluk olduğuna, yapılacak düzenlemenin geriye yürümesinin yargı kararının sonucuna bağlı olduğuna ve keyfi bir kural değişikliği ve geriye yürütme söz konusu olmadığına, geçen sürenin de İdareden kaynaklanmasına karşın, yargı kararı ve İdarenin açıklamaları nedeniyle ilgililerin zaten değişiklik yapılacağı beklentisi içinde olduğuna göre hukuki güvenlik ilkesine de sığınma olanağının bulunmadığı açıktır.

2.3. Tasarının Anayasaya ve Hukukun Genel İlkelerine Aykırılığı Sorunu:

Tasarının kanunlaşması halinde, kanun Anayasa‘nın Türkiye Cumhuriyeti‘nin bir Hukuk Devleti olduğuna ilişkin 2. maddesine, İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğunu düzenleyen 125. maddesine, yasama ve yürütme organları ile İdarenin, mahkeme kararlarına uymak zorunda olduğunu, bu organlar ve idarenin, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremeyeceğini ve bunların yerine getirilmesini geciktiremeyeceğini kurala bağlayan 138. maddesine, herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suratiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğuna, kısaca hak arama hürriyetine ilişkin 36. maddesine, tüm bu kurallara aykırı olması ve uyulmaması nedeniyle de Anayasa hükümlerinin, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kişi ve kuruluşları bağlayan temel hukuk kuralları olduğunu vurgulayan 11. maddesine aykırı olacaktır.

Anayasa Mahkemesi 12.05.2011 tarih ve E:2009/30, K:2011/76 sayılı kararıyla, yasama organının mahkeme kararlarını değiştirememesi ilkesinin, yasama organının kanun yoluyla kesinleşmiş olan kararları ortadan kaldıramaması anlamına geldiğini, mahkeme kararının kanun yoluyla değiştirilememesi ilkesinin, maddi hukukta herhangi bir değişiklik yapılmaksızın sadece somut mahkeme kararlarının kanun yoluyla değiştirilmesinin ya da uygulanmasının engellenmesi halleri için söz konusu olacağını belirterek 5838 sayılıKanun‘un 22. maddesi ile 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu‘nun Geçici 7. maddesine eklenen ve mülkiyete yönelik idarece dava açılamayacağını, açılmış davalardan vazgeçileceğini, kesinleşen mahkeme kararlarının uygulanmayacağını öngören kuralı Anayasa‘nın 138. maddesine aykırı bularak iptal etmiştir.

Tasarı hukukun bilinen ve tüm uygar ülkelerin benimseyip uyduğu hukukun genel ilkelerinden olan hukuk devleti, hukukun üstünlüğü, kesin hükme saygı, eşitlik, İdarenin yasallığı, erkler ayrılığı, adalet hakkaniyet ilkelerine de aykırıdır.

2.4. Tasarının 5368 sayılı Kanun‘un Özüne Aykırılığı:

5368 sayılı Lisanslı Harita Kadastro Mühendisleri ve Büroları Hakkında Kanun ile kadastro teknik hizmetlerinden tescile tabi olmayan işlemlerin yapım ve kontrolünün, tescile tabi işlerin yapım sorumluluğunun Lisanslı Harita Kadastro Mühendislik Büroları‘nca yerine getirilmesi öngörülürken, bürolara ilişkin esas ve usuller de belirlenmiş, hizmetin lisans verilerek yetkilendirilecek bürolarca yapılması kurala bağlanmış, lisans verilebilmesi için de diğer koşullar yanında deneyim ve sınavı başarma koşulu getirilerek, hizmetin niteliği gereği işin deneyimli, yetkin ve yeterli kişlerce yapılması amaçlanmıştır.

Hal böyle iken, lisansla yetkilendirmenin en temel koşuluna ilişkin olan ancak, hukuka aykırılığı saptanan bir yönetmelik ve adaletsizliğe yol açtığı saptanan bir sınava dayanılarak başarılı sayılan ve lisans verilenlere hizmetin gördürülmesi, yasanın hizmetin gördürülmesi için aradığı koşullara ve hizmetin yetkin ve yeterliliği saptanmış kişilerce yürütülmesi amacına aykırıdır.

Sınava ilişkin yönetmeliğin puan, kriter ve değerlendirmeye ilişkin hükümleri hukuka aykırı bulunarak yürütmesi durdurulduğundan, sınav adaletsiz bulunarak iptal edildiğinden, hukuka aykırı değerlendirme nedeniyle başarısız sayılanlar yönünden kaybedilmiş haklar, hukuka güvensizlik ve haksızlık söz konusu olduğu gibi, başarılı sayılanlar yönünden dahi yerleştirildikleri büro kurulacak yerler yönünden de eşitsizlik ve adaletsizlik söz konusudur.

3. SONUÇ:

Yukarıdanberi aktarılan tüm durumlar ve hukuki süreç birlikte değerlendirildiğinde, herkesin saygı duyacağı ve uyacağı yargı kararı ve uygulanması yerine, hukuka aykırılığın yasal güvenceye alınarak, yargı kararının uygulanmaması yoluna gidilmesi meslektaşların kendi arasında (Odamızın yaklaşık 13.000 üyesi vardır) ve üyelerle Oda arasında çatışmaya yol açacak, 5368 sayılı Kanun ile öngörülen hizmetin gerektirdiği koşullar ile hizmetin yetkin ve yeterli kişilerce yerine getirilmesi amacı ortadan kalkmış olacak, hukuka aykırılığı saptanmış dayanak işlemlere rağmen verilen lisans belgesi sahibi mühendislerimize de diğer mühendislerimizin aleyhine ve kamu yararına aykırı olacak şekilde, ileriye dönük olarak yasal koruma sağlanacak, söz konusu lisansların meşruluğu ve hukukiliği sürekli tartışılacak, mesleki dayanışma, çalışma barışı ve kamu düzeni bozulacaktır.

Ayrıca, söz konusu Tasarının yasalaşması durumunda, Anayasa Mahkemesi`ne üyelerce götürülebileceği ve iptal edilmesi durumunda da LİHKAB süreciyle ilgili kaosun daha da karmaşık hal alabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.

Saygılarımızla.

Ertuğrul CANDAŞ
Yönetim Kurulu a.
Genel Başkan

NOT 1: Odamızdan Tescil Belgesi alan toplam 261 adet Lisanslı Mühendis vardır.

NOT 2: Şubat 2013 tarihi itibarıyla Yıllık Tescil Yenileme İşlemini Odamızdan yaptırarak faaliyetini sürdüren 205 adet Lisanslı Mühendis vardır.


Tüm Oda Görüşleri - Raporlar »


 

e-HİZMETLER:
| HKMOBİS | WEBMAIL |

© 2004-2017 Tüm hakları TMMOB HARİTA VE KADASTRO MÜHENDİSLERİ ODASI aittir.
Sitede yer alan görsel ve metin öğeler izinsiz kullanılamaz.

TMMOB HARİTA VE KADASTRO MÜHENDİSLERİ ODASI
SÜMER 1. SOKAK NO: 12/4 06440 KIZILAY / ANKARA
TEL: +90 312 232 5777 (PBX) - FAKS: +90 312 230 85 74 - GSM: 0533 762 28 13

 


 
Key İnternet Hizmetleri Ltd. Şti.