ANA SAYFA

Ana Sayfa 

İLETİŞİM

İletişim 

BAĞLANTILAR

Bağlantılar 

SİTE HARİTASI

Site Haritası 

SIKÇA SORULAN SORULAR

Sıkça Sorulan Sorular 

  TMMOB  FIG  CLGE
ENGLISH HKMOBİS ÜYE HKMOBİS

  26 Eylül 2017, Salı

TMMOB HARİTA KADASTRO MÜHENDİSLERİ ODASI

Site İçi Arama:

Loading
FİG 2018

    Haberler

    Basın Açıklamaları

    Görsel Basında Odamız

    Basından

    Resmi Yazışmalar

    Birim Fiyatlar

    Hukuk Birimi

    İstatistikler ile HKMO

    MİSEM

    Üyelerimizden

    Satım Duyuruları

    Alım Duyuruları

    İş Arayanlar

    Eleman Arayanlar

    Yardım Duyuruları

    Bilgi Edinme Başvurusu

    TİP Sözleşmeler Kontrol

    SHKMMB

    LİHKAB

 

e-Liste

Odamız üyesi değil, fakat duyuruların düzenli olarak
e-posta hesabınıza gönderilmesini istiyorsanız;
Lütfen adınızı, soyadınızı ve
e-posta adresinizi giriniz..

Adınız:

E-Posta Adresiniz:

 

Son Çıkan Yayınlar

 

» KİTAPLAR

MESLEKTE 50. HİZMET YILINI DOLDURAN ÜYELERİMİZ
HKMO

 
 » JEODEZİ VE JEOİNFORMASYON DERGİSİ

 
 » HKM DERGİSİ

SAYI: 2011-1 104

 
 » HARİTA BÜLTENİ

SAYI: AĞUSTOS 2017 98

  

3194 SAYILI İMAR KANUNU İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI HAKKINDA ODAMIZ GÖRÜŞÜ

    Yayına Giriş Tarihi: 16.12.2014  Güncellenme Zamanı: 16.12.2014 16:45:45  Yayınlayan Birim: GENEL MERKEZ  
 

T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Mesleki Hizmetler Genel Müdürlüğü tarafından; 3194 sayılı İmar Kanunu, 4708 sayılı Yapı Denetimi Kanunu, 4736 sayılı Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Ürettikleri Mal ve Hizmet Tarifeleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun, 5543 sayılı İskan Kanunu, 6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, 2872 sayılı Çevre Kanunu, 2644 sayılı Tapu Kanunu, 6083 sayılı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile 6107 sayılı İller Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanunun bazı maddelerinde değişiklik yapılmasını öngören Kanun Taslağı hakkında Odamız Görüşü TMMOB`a iletilmiştir.

Sayı   : 1/K-3625                                                                                  15/12/2014

Konu : Torba Yasa Görüş İstemi Hk.

 

TMMOB BAŞKANLIĞI`NA
ANKARA

İlgi: 09/12/2014 tarih ve 2062 sayılı yazınız.

İlgi`de kayıtlı yazınızda, T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Mesleki Hizmetler Genel Müdürlüğü tarafından; 3194 sayılı İmar Kanunu, 4708 sayılı Yapı Denetimi Kanunu, 4736 sayılı Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Ürettikleri Mal ve Hizmet Tarifeleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun, 5543 sayılı İskan Kanunu, 6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, 2872 sayılı Çevre Kanunu, 2644 sayılı Tapu Kanunu, 6083 sayılı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile 6107 sayılı İller Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanunun bazı maddelerinde değişiklik yapılmasını öngören Kanun Taslağı hakkında Oda görüşümüzün tarafınıza iletilmesini istemektesiniz.

Sözkonusu Tasarının maddeleri üzerine görüşlerimiz aşağıdaki şekilde olmakla birlikte, geneli üzerinden karşı olduğumuzu belirtmek isteriz.

 

3194 Sayılı İmar Kanunu`nda Yapılan Değişiklikler Hakkında Oda görüşümüz aşağıdaki gibidir;

Tasarının 1.Maddesinde, 3194 sayılı İmar Kanunu`nun 5 inci Maddesinde tanımlar yapılmıştır. Yapılan tanımlardan; 

"Fenni mesul: Yapının, plana, ruhsata, ruhsat eki etüt ve projelere, standartlara, teknik şartnamelere, tesisatı ve malzemeleri ile birlikte, bu Kanuna, ilgili diğer mevzuata uygun olarak inşa edilmesinin kamu adına denetimini üstlenen, ruhsat eki etüt ve projelerin gerektirdiği uzmanlığı haiz meslek mensupları veya bu meslek mensuplarını bünyesinde bulunduran kurum veya kuruluşlardır". Tanımı ile meslek mensubunun yapması gereken denetim hizmetinin kurum ve kuruluşunda yapmasına olanak sağlanarak kamusal denetim yetkisi zayıflatılmaktadır. Ayrıca fenni mesul uzman kişidir. Kişinin üstlenmesi gereken yetki ve sorumluluğun kurum ve kuruluşa devredilmesi ile istenen sonuçların alınamayacağı açıktır. 

Şantiye şefi: Yapının konusuna ve niteliğine göre yapım işlerinin yapı müteahhidi adına plana, ruhsat eki etüt ve projelere, standartlara ve teknik şartnamelere uygun olarak yapılmasını sağlayan, yöneterek uygulayan ve uygulatan, mühendis, mimar, teknik öğretmen veya tekniker diplomasına sahip, kendi mevzuatına göre İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanlığı görevini de üstlenebilen, teknik personeldir."tanımı ile tekniker ve teknik öğretmenin de "Şantiye şefi" olmasının yolu açılmaktadır. Eğitimle kazanılması gereken yetki ve sorumlulukların her kademedeki teknik elemana yaptırılması denetim hizmetinin zayıflatılması olduğu gibi mühendis, mimar ve şehir plancılığı eğitimi veren üniversitelerde yeni bölümler açılmasına rağmen yetki ve sorumluluk alanlarının daraltılması da ayrı bir çelişki oluşturmaktadır.

Tasarının 3.Maddesinde, 3194 sayılı İmar Kanununun 8 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yapılan değişiklikler kapsamında; 

"g) Bakanlık; ilgili idareler, kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişiler tarafından yapılan mekânsal planlamaya, harita ve parselasyona, etüt ve projelendirmeye, yapı ruhsatı ve yapı kullanma izni düzenlemeye, enerji kimlik belgesi düzenlenmeye ilişkin iş ve işlemleri; denetlemeye, aykırılıklar hakkında işlem tesis etmeye, aykırılıkları mevzuata uygun hale getirmeye yönelik değişiklikleri onaylamaya ve ilgililer hakkında idari yaptırım kararı vermeye; bu bentte sayılan ve ilgili iş ve işlemleri ilgili idaresine yaptırtmayayetkilidir. Denetime ilişkin görevler, Bakanlığın merkez ve taşra teşkilatında, denetçi belgesini haiz Bakanlık Denetçileri tarafından gerçekleştirilir." Tanımı ile yerel yönetimlerin tüm yetkisi Bakanlığa da tanınmakta ve yerel idarelerin, meclislerin yetkisiz duruma dönüştürülmektedir. Bu durum yerinden yönetim ilkesine aykırılık oluşturmaktadır. Diğer bir hususta denetleme konusu: mühendislik dalı ile ilgili meslekten olmalı; bağımsız denetçi ile denetlenen aynı meslekten olmalı. Denetçinin tanımı da tanımlar kısmına konmalıdır. 

Ayrıca; "(ğ) bendinin ilk cümlesinde yer alan "27 nci madde" ibaresinden sonra gelmek üzere "ve bu bent" ibaresi eklenmiş, dördüncü cümleden sonra gelmek üzere "Ancak; Belediye mücavir alan sınırları dışında olup planı bulunmayan iskân dışı alanlarda mevzuata göre yapılabilecek yapılarda, parselin kamuya ait bir yola cephesi olması şartı aranmaksızın geçit hakkı temin edilmek suretiyle uygulama yapılabilir." cümlesi eklenmiştir.", şeklindeki düzenleme kırsal alanlardaki tarım alanlarının hızla yapılaşmasına neden olacağı gibi mülkiyet sahipleri arasında sorunlara neden olacağı düşünülmektedir. Ayrıca eğer bu madde kalacaksa geçit hakkının kurulduktan sonra ileride oluşacak hukuki sorunlar için geçit hakkının düşmesi de bu bend de belirtilmelidir. Ör: imar uygulaması sonucu imar yolu ile sağlanacak servis hizmetine bağlı olarak bu bend`le kurulan geçit hakkı kaldırılmalıdır. 

Tasarının 4.Maddesinde, 3194 sayılı İmar Kanununun 13 üncü maddesi başlığı ile düzenleme yapılan bölümdeki; 

Maddenin ilk kısımda yapılan düzenleme olumlu görülmekle birlikte belediyeler on yıllık sürenin bitimini bekleyeceğinden verilecek imar hakkını ve takas miktarları uygulamaları beş yıllık imar uygulama programlarına dahil edilmesinden yarar görülmektedir.

Yine birinci fıkrada belirtilen parsellerin kamuya ayrılan kısımları nispi oranınca emlak vergisinden muaf tutulmalıdır. (Not: imar planında kamuya ayrılan kısım kadar vergi muafiyeti sağlanmalı)

Ayrıca;"İmar planlarında talep halinde, özel mezarlık alanları ayrılabileceği gibi imar planlarında mezarlık alanı olarak belirlenen yerlerin özel mülkiyete tabi kısımları mülkiyet sahiplerince özel mezarlık olarak yapılıp işletilebilir." kısmının çıkartılması gerekir. Mezarlıklar kamuya ait olmalı ve kamu tarafından işletilmelidir. Ayrıca özel mezarlığın ne olduğu tanımlanmadığı gibi yapma ve işletmeye ilişkin genel esaslar da belirsizdir. 

Tasarının 5.Maddesinde,3194 sayılı İmar Kanununun 15 inci maddesinin son fıkrasından sonra ekleme yapılmaktadır. 

"Planlı alanlarda 18 inci maddeye göre ada veya ada bazında uygulama yapılması esastır." şekline dönüştürülerek düzenleme yapılması olumlu görülmekle birlikte meskun alanlarda, belediye teşkilatı kaldırılarak köy statüsüne dönüştürülen yerlerde ve gerekli ödeneğin sağlanması zor olan yerlerde uygulanmasında ciddi sorunlar yaşanabilecektir. Bu nedenle öncelikle uygulanması gibi bir düzenlemeye dönüştürülmesi ve zorunluluklarda ifraz ve tevhit yöntemine fırsat verilmesinde ülkemiz gerçekleri açısından uygun olacağı düşünülmektedir. 

Nitekim; Tasarının 4`üncü maddesiyle Yasanın 13`üncü maddesinde yapılan değişiklikteki düzenlemeye bakılacak olursa; bu madde ile; özel mülkiyete ait olup uygulama imar plânında kamuya ait yerlerin, uygulama imar plânının onaylanmasından sonra 10 yıllık süre içerisinde, 18 uygulamasıyla, kamulaştırmayla ve takasla kamu mülkiyetine geçişi sağlanmamışsa yapılacak işlem düzenlenmiştir. Bu düzenleme de; 18`inci maddenin yıllarca yapılamıyor olmasının bir göstergesi durumundadır. 18 uygulamasının yıllarca yapılamaması nedeniyle o plân sahası içerisindeki vatandaşların mağdur edileceği muhakkaktır.

Ayrıca;"İlgili idarece, imar uygulaması sonucunda yapı yapılabilecek kadar cephesi bulunmayan parseller, bitişiğindeki boş veya üzerinde riskli yapı bulunan parseller ile resen tevhid edilir ve tapu kaydına işlenir, tevhit edilmeden bu parsellere yapı ruhsatı düzenlenemez."düzenlemesi ile imar uygulamalarında yetersiz cephesi olan parsel oluşturulduğu gibi gereksiz bir içerik bulunmaktadır. Halbuki kadastro parsellerine ruhsat verilerek yapılaşma olması, hiç imar uygulaması yapılmaması veya kentin gelişmesine bağlı olarak minimum parsel büyüklüğünün artırıldığı yerlerde yetersiz cephe durumu ortaya çıkmaktadır. Bu yerlerde yukarıda belirtildiği gibi imar uygulaması yapılamadığı için imar planlarında tevhid şartı konmaktadır. Tevhid şartı konan parsellerin tapuları farklı kişilere ait olduğundan birleşerek inşaat yapılmasında sorun yaşandığı bilinmektedir. Normal olarak piyasa şartlarında müteahhitlerce iki parselin birleştirilmesi sağlanabilmekte aksi durumda da sorun yaşanmaktadır. Ancak sadece cephesi yetersiz değil derinlik ile birlikte yüzölçümü yetersiz parseller olarak tariflenmeli ve mülkiyet sahiplerinin haklarının piyasa şartlarında korunmasını sağlamak üzere öncelik parsel sahiplerinin anlaşmasına bağlanmalı ve belirli bir sürede tevhid gerçekleşmemesi halinde resen tevhid uygulaması yapılabileceği şeklinde düzenleme yapılmalıdır. 

Tasarının 6.Maddesinde, 3194 sayılı İmar Kanununun 18 inci maddesinde değişiklikler öngörülmektedir. 

"oyun alanı, semt spor alanı, pazar yeri, toplu taşıma durak ve istasyonları, birinci basamak sağlık tesis alanları ile" ibaresi eklenmiş" olduğu görülmektedir. Bu durumda %40 oranındaki düzenleme ortaklık payının yetersiz kalacağı açıktır. Ayrıca %40 oranı yetersiz kaldığı durumlarda kamulaştırmaya başvurulmaktadır. İmar Kanununun 18 İnci Maddesi Uyarınca Yapılacak Arazi ve Arsa Düzenlenmesi İle İlgili Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 32 inci maddesinde; "……Düzenleme sahasında umumi hizmetlere ayrılan miktarın, düzenlemeye giren alan toplamının % 40`ınden daha fazla çıkması halinde, bu miktarın % 40`a düşürülmesi için önce, varsa bu düzenleme sahasındaki belediyeye ait arsalar, bu işe tahsis edilir. Bunlar yetmediği takdirde, bu sahada, belediyeye devri mümkün hazine veya özel idare mülkiyetindeki parsellerden; meydan, yol, park, yeşil saha, otopark, toplu taşım istasyonu ve terminal gibi umumi hizmetlere rastlayan kısımların belediyeye devirleri sağlandıktan sonra aynı maksada tahsis edilirler. Bunlar da yetmediği takdirde, aşağıdaki sıraya göre kamulaştırma yapılır….." hükmü uyarınca belediye ve hazine yerleri kullanılması öngörülmüştür. Ancak Yönetmelikteki düzenlemenin yetersiz olmasının yanında Milli Emlak yetkililerinin yaklaşımlarına bağlı olarak hazine yerlerinin kullanılmasında ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Bu durumun kolaylaştırılmasına ilişkin düzenleme yapılmadığı için düzenleme ortaklık payına (DOP) yeni katılan kullanımlar dikkate alındığında %40 oranı aşılacağı ve kamulaştırma çıkacağı açık olduğundan planların uygulanmasında sorunlar yaşanacaktır. 

"Düzenleme alanında bulunan imar adalarında, uygulamaya giren parsel hisselerinden müstakil parsellerin oluşturulması işleminde, asgari parsel büyüklüğünü karşılamak kaydıyla, uygulama alanında kalan hisseli parseller değerleri oranında müstakil hale getirilir." Hükmü ile müstakil parsel oluşumunun sağlamak istendiği anlaşılmaktadır. Ancak 2981/3290 sayılı Kanun`un EK-1.maddesindeki hükmü karşılayacak bir düzenleme değildir. Çünkü EK-1 ile yapı bulunan veya filli bölünme bulunan yerlerde oluşturulan imar parsellerinde ilgili hissedarlara tahsis yapılmakta, hisse yeterli ise müstakil parsel oluşmakta, yetersiz hisse olması halinde müstakil parsel oluşmamakla birlikte yapı yerinde veya fiili bölüşüme isabet eden yerde hisse tahsis edilmektedir. Dolayısıyla hisseli parsellerdeki sorunu çözen bir düzenleme olmayıp sadece büyük hisse sahiplerinin sorunlarını çözebileceği ve bu durumda da daha çok yargı süreçleri yaşanacağı düşülmektedir. 

"Üçüncü fıkrada sayılan alanların dışındaki resmi kurum alanları ve umumi mezarlık alanları Hazine adına tescil edilmek kaydıyla düzenleme sınırı içindeki tescilsiz alanlardan veya kapanan kadastral yollardan, bu şekilde karşılanamaması halinde öncelikle ilgili kamu kuruluşlarının mülkiyetindeki alanlardan veya Hazine arazilerinden karşılanır."Hükmü ile kentlinin olan kadastral yolların hazine adına tescil edilecek bir kullanımda tahsisi öngörülmektedir. Dolayısıyla resmi kurum alanlarında hazine yerlerinin kullanılması sorunların çözümüne katkı yapacağından olumlu görülmekle birlikte kadastral yolların hazine adına değil yereldeki hizmetlerde kullanılmak üzere ilgili yatırımcı kuruluşu mahalli idarelerin olduğu tesislerde tahsisine yönelik düzenleme yapılmalıdır. Ayrıca resmi kurum alanlarında yalnızca tescilsiz alanlardan hazine adına mülkiyete dönüşecek yerlerin dikkate alınması da çok yerde çözüm olmayacak ve düzenleme sahasındaki tapulu hazine arazileri de aynı kapsamda kullanılmasına olanak tanınmalıdır. Diğer taraftan "taşkın koruma alanları"nın yeşil saha kapsamında değerlendirilmesi öngörüldüğünden "dere" yatakları ile su arkı" vb. alanlardan hazine adına ihdas edilecek yerlerde gerek kamulaştırma çıkması durumunda ve gerekse KOP hesabında dikkate alınmalıdır. 

"Arazi ve arsa düzenlemesi yapılıp, uygulama imar planına ve yönetmelikle belirlenen teknik kurallara uygun olarak hazırlanan ve 19 uncu maddeye göre onaylanarak askıya çıkarılan ve askı süresi sonunda kesinleşen parselasyon planlarına istinaden oluşan imar parsellerinin tapu kütüğüne tescil edildiği tarihten itibaren en geç altmış gün içinde parselasyon planlarına dava açılmadığı takdirde bu sürenin dolduğu tarihten sonra sadece parsellerin değerine dava açılabilir."Hükmünde sadece 19 uncu maddeden bahsedilmesi sorun yaratabilir. Bu nedenle madde içeriğine 18 inci madde ile birlikte 19 uncu madde kullanılırsa sorunsuz olabilir. 

Ayrıca genel düzenleyici işlemler kapsamındaki imar planları gibi tescil tarihinden sonra 60 gün içinde dava açılması öngörülmektedir. Halbuki planlara parselasyon planı sırasında, imar durum belgesi ve yapı ruhsatı alınması sırasında geriye doğru gerçekleşen işlemlere de dava açılabilmektedir. Mülkiyet gibi kişinin haklarının bire bir etkilendiği işlemlerde genel bir askı işlemi ile yetinilmesi ve kişiye tebligat içinde herhangi bir düzenleme yapılmadan haklarının ekonomik değere indirgenmesinin mülkiyet haklarının yok sayıldığı anlamına gelmektedir. Bu hükmün mülkiyet haklarını azami derecede koruyacak bir içeriğe kavuşturularak ve mutlaka mülkiyet sahibine tebligat yapılması öngörülerek düzenlenmesinde yarar bulunmaktadır. 

Diğer bir husus da; Tasarı Yasalaşırsa; aynı kuralın, o tarihten önce askı ilânına alınıp, kesinleştirilerek tescil edilmiş olan uygulamalar için de geçerli olup olmadığı belirsiz durumdadır. Bunun bir geçici madde ile düzenlenmesi ve de 2 aydan daha fazla bir süre konulması gerektiği düşünülmektedir.

Tasarının 8.Maddesinde, 3194 sayılı İmar Kanununun 22 nci maddesinde değişiklik yapılmıştır. 

Tip İmar Yönetmeliğinde yer alan "Yapı Aplikasyon Projesi" eklenmelidir. 

Tasarının 16. Maddesinde, 3194 sayılı İmar Kanununun Ek-5 inci maddesinde değişiklik yapılmıştır. 

Öncelikle "imar hakkı" ve "imar değeri"nin ne olduğu yasa tasarısının tanımlar bölümünde yer almamaktadır.

Maddede, plân yapımı ya da değişikliğinin; maliklerin talebi üzerine yapılacağından bahsedilmektedir. Her türlü talep karşılanacak mıdır?

Karşılanması beklenemez. O nedenle de hangi tür taleplerin karşılanabileceği konusunda bir kıstas bulunması gerekirdi, böyle bir kıstas yok.

Bir de "imar hakkı" ya da "imar değeri" artış oranının, önceki hakkının/değerinin ne kadar üzerinde olabileceği konusunda bir üst sınır belirlemesi de bulunmamaktadır.

Bu belirsizlikler keyfi uygulamaya fırsat verecektir.

Ayrıca imar hakkında ve değerinde artışın %40`ı ödenmiş olsa bile sonuçta imar hakkı ya da değerinde bir artışı söz konudur. Parsel maliki artışın %40`ını ödemiş olsa bile geriye kalan %60 değer artışı yine kendisine kalmaktadır.

Sonuçta bu madde kapsamında yapılacak plân değişikliği ile; aynı imar plânı içerisinde yer alan diğer parsellerle eşitlik sağlanmış olmayacaktır.

Ayrıca, imar hakkı ya da değeri artışı karşılığı olarak kentsel görünüm estetiği olumsuz etkilenecektir.

Burada %40 değeri DOP olarak düşünülmüş. Ancak DOP 3194 sayılı yasanın 18. Maddesine göre düzenleme ile oluşan değer artışına karşılık gelmektedir. Daha açık bir deyişle; değer artışının tamamı DOP ile kamuya döndürülmeye çalışılmaktadır. Bu nedenle, ARTAN DEĞERİN %100` ü kamuya alınmalıdır.

Tasarının 13.Maddesinde, 3194 sayılı İmar Kanununun 37 nci maddesinin ikinci fıkrasından sonra gelmek üzere fıkra eklenmiştir.

Eklenen fıkradaki "Yapının otopark ihtiyacının kendi parselinden karşılanması zorunludur." cümlesinden sonraki düzenlemelerin tasarıdan çıkarılması gerektiği düşünülmektedir.

Genel olarak, tasarlanan değişikliklerle, İmar Kanunu`nda uygulamaların değer esasına göre yürütülmesi planlanmaktadır. Ancak, metinde değerin belirlenmesiyle ilgili olarak teknik esaslar belirtilmeden, değerlemenin Kamulaştırma Kanunu`nun 11`inci maddesine göre yapılması öngörülmektedir. Kamulaştırma Kanunu`nun 11. maddesi, içerik ve kapsam bakımından bu tasarıda öngörülen değerleme işlemlerinin gerçekleştirilmesinde yeterli değildir. 

Kamulaştırma Kanunu gereği değer takdiri uzun yıllardır TMMOB`a bağlı meslek odalarına üye mimar ve mühendisler tarafından yapılmaktadır.  Bu kapsamda Mühendis Mimar Şehir Plancıları büyük bir deneyime sahibidir. Ayrıca TMMOB`a bağlı meslek odalarınca düzenlenen eğitimlerle bu alanda bilgi ve deneyimler paylaşılmakta ve eğitimler verilmektedir.  Kentsel Dönüşüm amaçlı kamulaştırma işlemlerinde, gayrimenkul değerleme uzmanı belgesine sahip kişilerin, bilirkişilik yetkisi "imar hakkı değerleme" işlemlerini içermediğinden değerleme işlemlerini gerçekleştirmeleri uygun bulunmamaktadır.

Öncelikli olarak, değerleme işlemlerinde; teknik esasların, uygulama yöntemlerinin, işlem adımlarının ve yetkililer ile sorumluların yeni bir kanun ya da yönetmelik ile belirtilmesi veya Kamulaştırma Kanunu`na ek düzenlemeler getirilmesi gerekmektedir.

Kamulaştırma Kanunu esaslarına göre yapılan bedel tespitleri sonucunda ortaya çıkan sorunlar düşünüldüğünde, tasarının mevcut haliyle uygulanması, mesleğimiz ve toplum açısından önemli sorunlara neden olacaktır.

 

6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu‘nda Yapılan Değişiklikler Hakkında Oda görüşümüz aşağıdaki gibidir;

Tasarının 33. maddesi ile 6235 sayılı Yasa‘nın 1. maddesinde Odaların teşkilatı içinde topladığı unvanlar düzenlenip, Odaların ayrı ayrı tüzel kişiliğe sahip oldukları vurgulanırken 6235 sayılı Yasa‘nın halen yürürlükte olan 1. maddesindeki Türk Mühendis ve Mimar Odalarının tüzel kişiliğe sahip olduğu vurgusu kaldırılarak, ayrı ayrı tüzel kişiliğe sahip Odalardan müteşekkil Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği‘nin kurulduğu kuralına yer verilmiştir.

Tasarı‘nın aynı maddesiyle yine 6235 sayılı Yasa‘nın 1. maddesinde yapılan değişiklikle "Kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olan Birliğin ve Odaların merkezi Ankara‘dadır" kuralı kaldırılarak "Birliğin ve Odaların genel merkezi Ankara, Odaların merkezi bulunduğu vilayet merkezidir." kuralı getirilerek, hem Birliğin kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olduğu ifadesinden vazgeçilmiş, hem de Odaların merkezinin bulunduğu vilayet merkezi olduğu belirtilerek il odacılığı düzenlemesi yapılmaya çalışılmıştır.

Tasarının gerekçeleri tarafımızca bilinmediğinden ve Tasarının 6235 sayılı Yasa‘nın 1. maddesinin değiştirilmesine ilişkin 33. maddesi metni açık, anlaşılabilir, öngörülebilir olmadığından yorumlanmasında ve açıklanmasında duraksamaya düşülmektedir.

Öncelikle Birliğin ve Odaların kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları olmasından vazgeçilmeye mi çalışıldığı, yoksa bu yeni düzenlemeyle sadece Birliğin mi kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu statüsünden çıkarılmaya çalışıldığı anlaşılamamaktadır.

Anayasa‘nın 135. maddesi karşısında her iki olasılığın düzenlenmesi olanağı bulunmamakta ise de, yeni yasal düzenlemenin Anayasa Mahkemesince iptaline kadar yürürlüğünü sağlamak, Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümezliğinden yararlanarak fiili durum yaratılmak isteniliyorsa bunun hukuka saygı, hukukun üstünlüğü ilkeleriyle bağdaştırılmasına ve hukuk devletinde karşılaşılabilecek bir sorun olduğunu kabule olanak bulunmamaktadır.

Tasarı‘nın 34. maddesiyle 6235 sayılı Yasa‘nın 13. maddesi değiştirilirken, daha önce lüzum görülen yerlerde Birlik Umumi Heyeti kararıyla Odaların açılabileceği hükmü kaldırılarak, kendi mesleği konusunda en az 25 meslek mensubu bulunan il merkezlerinde her meslek grubu için bir Oda kurulacağı, her meslek Odasının bulundukları ilin adı ile anılacağı, Odaların kuruluşlarını Birliğe bildirmekle tüzel kişilik kazanacağı, kurulan Odaların, Birlik tarafından Çevre ve Şehircilik Bakanlığı‘na bildirileceği koşullarına yer verilmiştir.

Tasarı‘nın belirtilen 34. maddesinde anlaşılacağı üzere koşulu sağlayan her ilde bulunduğu ilin adıyla anılacak ve tüzel kişiliğe sahip "İl Odası" kurulacağı belirtilerek, İl Odacılığı, tüzel kişilik ve Birliğin devre dışı kalışı vurgulanmaktadır.

Tasarının 35. ve 36. maddeleriyle de 6235 sayılı Yasa‘nın 14. ve 17. maddeleri değiştirilirken her ihtisas şubesinin oda açabileceği belirtilip, yeterli sayıda meslek mensubu bulunmayan veya Oda kurulmayan yerlerdeki meslek mensuplarının durumu ile ilk defa kurulacak il Odalarının kuruluş usulü belirlenmiş, yine Birlik etkisizleştirilip süreç dışında bırakılmıştır.

Yukarıda da belirttiğimiz üzere Tasarının gerekçesi bulunmadığından "İl Odacılığı" düzenlemesinin sebep ve amacı açık değildir, anlaşılamamaktadır.

Meslek örgütleri ele alındığında gereksinime göre ve meslek alanının zorunlu kıldığı durumlara göre farklı farklı örgütlendiği, üye yapısı, üye sayısı, coğrafi dağılım, hizmetin kamusal nitelikleri gibi birden çok ölçüt ve ölçeğin örgütsel düzenlenişi belirlediği ve etkilediği açıktır.

TMMOB bünyesinde örgütlü mimar, mühendis ve şehir plancılarının mesleki olarak ihtiyaçlarının, sorunlarının ülke düzeyinde ortak olması, TMMOB bünyesinde örgütlü mühendislik hizmetlerinin kamu sağlığı, kamu güvenliği ve kamu maliyesini doğrudan ilgilendiren alanlar olması, dolayısıyla bu hizmetlerin ve hizmetleri yürütenlerin meslek disiplini, meslek etiği, kamu yararı ve kamu düzeni açısından denetiminin ve hizmet kurallarının belirlenmesinin bir kamu hizmeti olduğu düşünüldüğünde meslek disiplininin ve mensuplarının merkezi olarak örgütlenmesinin zorunlu olduğu açıktır.

Bu zorunluluk yanında koşullara göre coğrafi örgütlenmenin, meslek mensuplarının merkezi yapısı içinde örgütün kendisince düzenlenmesinin demokratik olduğu kadar, işlevsel de olacağı tartışmasızdır. Tasarının bu haliyle ve özellikle kamu düzenini, kamunun can ve mal güvenliğini ve ülke ekonomisini tehlikeye düşürecek sonuç ve sakıncalar doğuracağı, meslek alanı ve meslek mensuplarının denetiminin olanaksızlaşacağı, sadece Birliğin etkisizleştirilmesi, bölünmesi, meslektaşlar arasında çatışma, ayrışma ve kutuplaşmalara yol açacağı açıktır.

Tasarının 37. ve 38. maddeleriyle 6235 sayılı Yasa‘nın 4. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesindeki ve 21. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesindeki "çoğunlukla" ibaresi "nispi temsil sistemiyle" şeklinde değiştirilmiştir.

Birlik Umumi Heyeti ile Şube ve Oda Umumi Heyetlerinin karar alma usullerine ilişkin düzenlemedeki kararlarını çoğunlukla alacağı usulü yerine nispi temsil sistemiyle alacağı gibi bir usulün karar alma usulünde yer alması anlaşılamamıştır.

Tasarı ile amaçlanan meslek kuruluşlarının yönetim organları ise, meslek örgütlerinin kuruluş amacı ve örgütsel yapıları dikkate alındığında böyle bir örgütlenme ve temsilin kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları örgütlenmesiyle bağdaşmayacağı tartışmasızdır.

Oda üyelerinin çoğunluğu tarafından kabul görmeyen program ve anlayışa sahip siyaseten oluşturulan grupların çoğunluğun oyunu alanlardan farklı bir programı ve dahası oluşmalarını sağlayan siyaseti savunmalarını teminen izlenen bu yolun ve düzenlemenin de meslek kuruluşlarını işlevsizleştireceği, böleceği, çatışmalara yol açacağı, kararlar alınmasını ve yürütülmesini güçleştireceği ortadadır.

Kaldı ki mevcut örgütlenme sisteminde en üst karar organı olan genel kurullar, tüm üyelerin katılımıyla yapılan şube seçimlerinde seçilen delegelerden oluşmakta, yönetimler seçilmekte, bu genel kurullarda yönetimleri de bağlayan kurallar alınmakta, düzenleyici işlemler yapılmaktadır.

Diğer yandan TMMOB örgütlülüğünde etkin ve demokratik tüm katılım yollarının kullanıldığı bir yönetim kültürü oluşturulmuş olup, farklı mesleki düşünce ve görüşten üyelerin görüşlerinin alındığı, tartışıldığı, karar sürecinin etkilenebildiği çalışma grubu, komisyon, danışma kurulu gibi bilimsel, demokratik mekanizmalar da etkin olarak yürürlüktedir.

Son olarak, yönetim sistemlerinde ortak bir program ve taahhüt paydasında buluşanların program ve taahhütlerini esas alarak seçimlerinde bu program ve taahhüt için bir araya gelenlerin birlikte yönetime getirilmeleri, program ve taahhütleri için birlikte denenmeleri, süreç içinde ve sonunda birlikte hesap vermeleri, başarısız olmaları halinde hem etkin denetim sistemi hem de seçim sistemi ile hesap sorulabilir olması karşısında yürütme organlarının nispi temsille oluşturulmasının çağdaş yönetim sistemlerinde kabulüne olanak bulunmadığı, esas olanın genel karar ve denetim mekanizmalarının sağlanması olduğu bilinmektedir.

Bu nedenle böyle bir düzenlemenin çağdaş yönetim anlayışıyla bağdaşmaması ve meslek örgütlerinin işlevsizleştirilmesi olasılığı karşısında temsilde adalet gibi bir gerekçeyle savunulmasına da olanak bulunmamaktadır.

Temsilde adalet gibi bir düşünce ve yaklaşımdan sözedilmesi halinde aynı düşüncenin samimiyetinin mevcut seçim sistemi ve rektörlük seçimi gibi konularda sorgulanması gerekir.

Tasarı‘nın 39. maddesiyle 6235 sayılı Yasa‘nın 33. maddesinin ikinci fıkrasına eklenen cümle ile kamu kurumu ve kuruluşları ile İktisadi Devlet Teşekkülleri ve Kamu İktisadi Kuruluşlarında asli ve sürekli olarak çalışan meslek mensuplarının ilgili odaya girmelerinin isteklerine bağlı olmasına karşın aidat ödemekle yükümlü olmayacakları, fakat aidat ödemeyenlerin yönetimde görev alamayacağı öngörülmüştür.

TMMOB ve bileşeni Odaların hiç kamu kaynağı kullanmadığı, üyelerinden aldıkları aidat ve mevzuatında düzenlenen kendi öz gelirleriyle üstlendikleri görevleri yerine getirdikleri, bu görevlerinin bir kısmının kamu hizmeti alanına ilişkin olması yanında bir kısmının da meslek mensuplarının hak ve çıkarlarının korunmasına ilişkin olduğu, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışmayanların mesleki faaliyette bulunabilmeleri için odalara kayıt olmalarının ve üye aidatı ödemelerinin zorunlu olduğu, mevzuatın aidatını ödemeyen bu üyeler için İcra ve İflas Kanunu hükümlerinin uygulanması gibi etkili ve ağır bir yol öngördüğü düşünüldüğünde üye olma zorunluluğu olmayanların üye olması halinde aidat ödemeyecekleri gibi başta, Anayasa‘nın eşitlik ilkesi olmak üzere açıkça hukuka aykırı olan bir kuralın öngörülüş sebebi ve amacı anlaşılamamaktadır.

Tasarı‘nın 40. maddesiyle 6235 sayılı Yasa‘nın 4. ve 5. muvakkat maddelerinin yürürlükten kaldırılması öngörülürken, 6235 sayılı Yasa uyarınca hazırlanan yönetmeliklerin, Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca uygun görülüp, onaylanmadan yürürlüğe girmeyeceği, bu maddenin yürürlüğe girmesiyle birlikte bu Kanuna bağlı mevcut Yönetmeliklerin en geç 6 ay içerisinde yeniden düzenlenerek Bakanlığa sunulmasının zorunlu olduğu, bu sürenin Bakanlık tarafından en fazla 6 ay daha uzatılabileceği, bu süre sonunda Bakanlık tarafından onaylanmayan Yönetmeliklerin hükümsüz hale geleceği düzenlemesine yer verilmiştir.

Tasarının "hukuk devleti" ilkesinden vazgeçilip, "kanun devleti"nin benimsendiğine ilişkin en çarpıcı, en sağlıksız, en sorunlu, en ürkütücü maddesidir.

Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının kamu kurumu niteliği ortadan kaldırılmakta, kanunların lehe olan hükümler dışında geriye yürümezliği dikkate alınmamakta, kamu kurumu niteliğinde, kamu tüzel kişiliğine sahip meslek odalarının idari ve mali özerkliği Anayasa hükümlerine karşın ortadan kaldırılmakta, idari teşkilat yapılanması içinde hizmet yerinden yönetim kuruluşu olarak konumlandırılan kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının daha önce düzenledikleri Yönetmeliklerin yeniden düzenlenmesi ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığının onayına sunulması zorunluluğu getirilmesi suretiyle, düzenleme yapma yetkisi fiilen Çevre ve Şehircilik Bakanlığına geçmekte, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının kamu kurumu niteliği, idari ve mali özerkliği, mesleki işlevselliği fiilen bitirilmekte, ilga edilmektedir.

Tasarının anılan maddesiyle, Anayasa‘da öngörülen kurallar çerçevesinde özerkliği esas alan, çoğulcu demokrasilerde egemen olan özerklik ve çağdaş yönetim anlayışı yerine, düzenleme yetkisi tamamen ve fiilen Çevre ve Şehircilik Bakanlığına bırakılmış, sınırsız, keyfiliğe yol açabilecek ve hiyerarşik denetimi bile aşan, meslek kuruluşlarını Bakanlığın astı sayan bir ast üst ilişkisi düzenlenmiş bulunmaktadır.

Esasen düzenleme bugüne kadar verilmiş yargı kararlarını yok sayma, dolanma, bertaraf etme niteliğindedir de.

Ankara 17. İdare Mahkemesi‘nin 15.07.2014 tarih ve E:2014/640 sayılı kararı ile Peyzaj Mimarları Odasınca hazırlanan Yönetmelik değişikliğinin TMMOB tarafından onaylanarak yayımlanmak üzere Başbakanlık‘a gönderildiği halde yayımlanmaması nedeniyle Yönetmelik değişikliğinin uygun bulunmayarak yayımlanması işleminin iptali istemiyle açılan davada, Yönetmelik değişikliği taslağının TMMOB Yönetim Kurulunca kabul edildiği, taslak olmaktan çıktığı, davalı Başbakanlık‘ın görüş alma ve inceleme yetkisinin bu yönetmelik değişikliği açısından olmadığı, ancak dava konusu Yönetmelik değişikliğinin Resmi Gazete‘de yayımlanmasından sonra, davalı İdarece hukuka aykırılığı ileri sürülüyorsa iptali için Danıştay‘da dava açılabileceği gerekçesiyle yönetmelik değişikliğinin yayımlanmamasına ilişkin Başbakanlık işleminin yürütülmesinin durdurulmasına karar verilmiştir.

Anayasa Mahkemesi 22.Şubat.2013 tarih ve 28567 sayılı Resmi Gazete‘de yayımlanan ve 644 sayılı Kanun Hükmünde Kararname‘nin iptali istemi ile açılan dava üzerine verdiği 29.11.2012 tarih ve E:2011/100, K:2012/191 sayılı kararıyla, Anayasa‘nın 135. maddesine göre, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının özerkliğinin, merkezi idareden bağımsız olarak karar ve yürütme organlarını seçebilme, ilgili mesleki faaliyetlerle sınırlı olmak üzere üyelerini ve örgütlerini bağlayıcı karar alma ve uygulama, meslek mensuplarının uyacağı ilke ve kuralları belirleme ve üyeleri hakkında disiplin tedbirleri uygulama hak ve yetkisini içerdiği, 644 sayılı Kanun Hükmün Kararnamede öngörülen ve Mesleki Hizmetler Genel Müdürlüğüne tanınan düzenleme ve denetleme yetkisinin, ilgili Bakanlığın görev alanına giren konularla sınırlandırıldığı, dolayısıyla bu düzenlemenin meslek kuruluşlarının Anayasa‘nın 135. maddesinde çerçevesi çizilen özerkliğine müdahale biçiminde anlaşılamayacağı gerekçesine yer verilerek, meslek kuruluşlarının özerk düzenleme alanları vurgulanarak Anayasal kural karşısında bu alanlarda farklı yasal düzenleme yapılamayacağı belirtilmiştir.

Belirtilen değerlendirmeler, değinilen Anayasal düzenlemeler ve aktarılan yargı karaları birlikte değerlendirildiğinde Tasarının belirtilen bu maddesinin de Anayasa‘ya, hukuka ve yargı kararlarına aykırı olduğu tartışmasızdır.

Bilgilerinize.

Saygılarımızla. 

Levent ÖZMÜŞ
Yönetim Kurulu a.
Genel Sekreter


 

Dosyalar

Odamız Görüşü (272 KB) (16.12.2014 14:46:19)

PDF uzantılı Makale dosyalarını veya diğer Ek Dosyaları okuyabilmeniz için
Acrobat® Reader®'ın bilgisayarınızda yüklü olması gerekmektedir.
Acrobat® Reader® yüklemek için

Tüm Oda Görüşleri - Raporlar »


 

e-HİZMETLER:
| HKMOBİS | WEBMAIL |

© 2004-2017 Tüm hakları TMMOB HARİTA VE KADASTRO MÜHENDİSLERİ ODASI aittir.
Sitede yer alan görsel ve metin öğeler izinsiz kullanılamaz.

TMMOB HARİTA VE KADASTRO MÜHENDİSLERİ ODASI
SÜMER 1. SOKAK NO: 12/4 06440 KIZILAY / ANKARA
TEL: +90 312 232 5777 (PBX) - FAKS: +90 312 230 85 74 - GSM: 0533 762 28 13

 


 
Key İnternet Hizmetleri Ltd. Şti.