HKMO 46. OLAĞAN GENEL KURULU SONUÇ BİLDİRGESİ

 

TMMOB HARİTA VE KADASTRO MÜHENDİSLERİ ODASI

46. DÖNEM OLAĞAN GENEL KURULU SONUÇ BİLDİRGESİ

TMMOB Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası 46. Olağan Genel Kurulu ülkemizin içinde bulunduğu olağanüstü koşullarda, 6-8 Nisan 2018 tarihlerinde Ankara‘da Büyük Anadolu Otelinde gerçekleştirilmiştir. Odamız T.C. Anayasası‘nın 135. Maddesine göre kurulmuş olan kamu kurumu niteliğinde, kamu tüzel kişiliğine haiz bir meslek kuruluşudur.  Anayasa‘dan aldığı güçle, 3458 sayılı Mühendislik ve Mimarlık Hakkında Kanun ve 6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu ile kendisine yüklenen görev ve yetkilerini üyeleri ile birlikte toplum yararına kullanır.

Türkiye Cumhuriyeti‘nin temel yapısı olan güçler ayrılığı ilkesi tamamen ortadan kaldırılmıştır. Ayrıca hükümet yapısında meclisin yetkisi ve etkisi yok edilmiş, bu yetkiler tek bir noktada toplanmıştır. Bu kurgulama adalet ve eşitlik ilkelerini ve TBMM‘yi devre dışı bırakarak, evrensel insan haklarını ve hukuku ayaklar altına almıştır. Yaşadığımız OHAL sürecinde kamudan Kanun Hükmünde Kararnamelerle hukuksuz olarak ihraç edilmiş, 200 bine yakın emekçi ve meslektaşımızın yaşam hakları ellerinden alınmıştır. Başta Odamız üyesi meslektaşlarımız olmak üzere, ihraç edilen tüm emekçilerin yaşam ve özlük hakları için Odamız demokratik mücadelesini sürdürmelidir.

Kapitalist sistemin 1970‘lerden beri içinde bulunduğu krizleri çözme yöntemlerinden birisi olarak özelleştirme furyası ülkemizde de 12 Eylül darbesinden sonra yansımalarını bulmuş, Cumhuriyet‘in kuruluşundan beri büyük fedakârlıklarla oluşturulan kamu malları özelleştirme yoluyla elden çıkarılmıştır. Sümerbank, TEKEL, TÜPRAŞ, PETKİM, Et ve Balık Kurumu derken sıra günümüzde şeker fabrikalarına gelmiştir. İlk olarak Niğde-Bor ve Kırşehir Şeker Fabrikaları özel sektöre ihale edilerek özelleştirilmiş, üretim gücü halkın elinden alınarak sermayeye teslim edilmiştir. Kapitalizmin emperyalist aşamasıyla birlikte insanlığın en çok ihtiyacı olan temel yaşam unsurlarının talana kurban edilmesinin yansımalarını ülkemizde de yaşamaktayız.  Tarım alanlarının bir kısmının yabancılara ve küresel sanayi şirketlerine satılması ve uzun süreli kiralanması sonucunda, kırsal alanda yaşayan insanlar tarımsal üretim sürecinin dışına itilmiş ve bu bağlamda kentlere göç etmeye zorlanmışlardır. Tarımda kapitalizm tüm yıkıcılığıyla hayata geçmiş, kırsal alanda ve kentlerimizde sosyal-kültürel değerlerimiz yok edilmiştir.

Çevrenin flora ve faunasını, kırsal alan yerleşimlerinde yaşayan insanların yaşamlarını olumsuz biçimde etkileyen HES projelerine son verilmesi, son günlerde gündeme gelen suyun ticarileştirilmesi üzerine yapılan çalışmaların ortadan kaldırılması, derelerin ve nehirlerin kirletilmesi önlenerek özgürce akmasının sağlanması, özellikle yeni yapılan yollarla baskılanan başta Karadeniz yaylaları olmak üzere ülkemizdeki tüm yaylaların doğal karakterinin korunması yönündeki çalışmalarımız daha etkin kılınmalıdır.

Ülkemiz, kendi coğrafyalarında Yenilenebilir Enerjiyi destekleyen emperyalist güçler tarafından dayatılan ve tüm dünyada terkedilen Nükleer Enerji Santralleri ile enerji açığını kapatmak gibi bir politika seçmiştir. Ancak doğru olan ülkemizde de yenilenebilir enerji politikasının desteklenerek kendi öz kaynaklarımızın kullanıldığı, doğaya dost ve gelecek kuşaklara yaşanabilir bir dünya bırakabilmektir.

Toprak reformunun yapılmaması,  tarımsal üretimin demokratik biçimde planlanmaması, üreticilerin ürünlerinin pazarlanması yönünde kooperatifleşmenin desteklenmemesi ile üreticiler pazar ekonomisinde sermayenin sömürüsüne terkedilmiştir. Kırsal alanda insanca yaşamanın tüm koşulları yaratılmadan kentlere göçün zamanında kontrol edilip önlenememesi nedeniyle çarpık kentlerin oluşması sonucunda gündeme gelen kentsel dönüşüm projelerinin rant amaçlı uygulamalarla hak sahiplerinin yerinden edilip, mülkiyet haklarının büyük bir kısmının elinden alınmasına neden olan yık-yap-sat modelinin bugünkü Türkiye‘de sonuna gelinmiş, konut sektöründeki ekonomik kriz derinleşmiştir.

Tarih boyunca büyük ekonomik krizler hep büyük savaşlarla sonuçlanmıştır. Savaş sanayi şirketleri kendi ülkelerindeki ekonomik krizi çözmek için sömürü alanı olarak gördüğü geri kalmış ülkelerde kendi orduları yanında taşeron profesyonel şirketlerden hizmet satın alarak yeni savaş modelleri geliştirmiştir. Bugün gerekçesi ister petrol olsun, ister Fırat-Dicle suları olsun büyük Ortadoğu projesinin yarattığı savaş bataklığına ülkemiz de dâhil edilmiştir.  Dünyamızda ve ülkemizde ölüme karşı yaşamı, savaşa karşı barışı savunmaya devam edeceğiz.

Bilim ve teknolojideki gelişmelere paralel olarak mesleğimizde de yeni ve modern teknoloji ürünleri yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Harita Mühendislik faaliyet alanlarında da yeni üretim tekniklerinin kullanılması zorunlu olmaktadır. Bu durum mesleğimizin gelişmesine, niteliğinin artmasına, meslek alanlarının genişlemesine, diğer meslek disiplinleriyle ortak çalışmaların yapılmasına vesile olmaktadır.  

Odamızın İstanbul Şube yürütücülüğünde gerçekleştirdiği ‘‘Mesleki Açılımlar Kurultayı‘‘nda mesleğimizin ve meslektaşlarımızın geleceği için alınan kararların yaşama geçirilmesi için bütün şubelerimizin, merkeze bağlı temsilciliklerimizin, üniversitelerdeki bölümlerimizin ve tüm üyelerimizin Genel Merkezimizle birlikte kollektif çalışmalar sürdürmeleri gerekmektedir.

Planlı ve sağlıklı kentleşmenin temelini, arsa ve arazi düzenlemesi sonucu elde edilen ve tapuya tescilleri yapılan parselasyon planları oluşturmaktadır. İmar planı uygulama işlemleri ister imar planlarının, ister parselasyon planlarının iptali nedeniyle olsun, üretilen parsellerde yapılaşmanın gecikmesine mülkiyeti el değiştiren parsellerde sorunlar yaşanmasına neden olmaktadır. Bu olumsuz durumların yaşanmaması için ‘‘arazi ve arsa düzenlemesi iş süreçleri parselasyon planları ve dağıtım cetvellerine ilişkin açıklama raporu klavuzu‘‘nun meslektaşlarımız tarafından uygulanması bir zorunluluk oluşturmaktadır.

Odamız ile Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü‘nün yıllardır dile getirdiği üç boyutlu kadastroya geçilmesinin hem toplumsal hem de mesleki açıdan ciddi katkıları olacaktır.  Bu sistemle şehirlerimizdeki her türlü yapılaşma hakkında mekânsal veriler, dijital ortamda kayıt altına alınarak analiz edilebilir, raporlanabilir ve projelendirilebilir olacaktır. Böylece bugün en önemli mesleki faaliyetlerimizden olan yapı kot, hat krokisi ve aplikasyon projeleri mekânsal anlamda üçüncü boyuta taşınacaktır. Bu süreçte üçboyutlu mekânsal verilerin Tapu ve Kadastro bilgi sistemine entegre olarak düzenlenmesi için Odamızca standartların belirlenmesi ve ilgili idarelere önerilmesi gerekmektedir.

Ülkemizdeki devlet ve vakıf üniversitelerinde farklı isimler altında (Harita/Geomatik/Jeodezi ve Fotogrametri Mühendisliği) 39 adet Mühendislik Lisans Bölümü mevcuttur. Bu bölümlerden 23 tanesi öğrenci alarak aktif olarak eğitim-öğretim faaliyetlerine devam etmekte ve mezun vermektedir. 2017 yılı verilerine göre her yıl yaklaşık olarak 1750 civarında lisans öğrencisi mezun olmaktadır. Önümüzdeki yıllarda ise 39 üniversitenin mezun vermeye başlamasıyla beraber sayı katlanarak artacaktır. Ülkemizde kamu ve özel sektör incelendiğinde yeni mezun meslektaşlarımızın iş bulma olanaklarının azalacağı ve bu durumun mesleki ve toplumsal anlamda büyük problemler oluşturacağı ortadadır. Bunun önüne geçmek için Harita ve Kadastro Mühendisliği eğitimini veren üniversitelerin ilgili bölümleri açarken eğitim-üretim-istihdam üçgenine dikkat edilmesi gerekmektedir.

Bu tespitlerimizin ışığında mesleğimiz ve ülkemiz adına;

Güzel bir dünya için barışı, kardeşliği, özgürlükleri, demokrasiyi, laikliği, adaleti hep birlikte daha ileriye taşıyacağız.

TMMOB
Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası
46. Olağan Genel Kurulu
   

 


Yukarı Çık