HKMO VE ŞPO ORTAK BASIN AÇIKLAMASI, TARIM TOPRAKLARI İLE KIYILAR GELİR ELDE ETMEK UĞRUNA YOK EDİLMEK İSTENİYOR, ÖLÜ DOĞAN YASALAR ÇEVREYİ DE ÖLDÜRECEK

TMMOB Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası ve TMMOB Şehir Plancıları Odası’ndan

BASINA VE KAMUOYUNA

15 Temmuz 2005, Ankara

TARIM TOPRAKLARI İLE KIYILAR GELİR ELDE ETMEK UĞRUNA YOK EDİLMEK İSTENİYOR, ÖLÜ DOĞAN YASALAR ÇEVREYİ DE ÖLDÜRECEK

Türkiye Büyük Millet Meclisinde 3 Temmuz 2005 tarihinde kabul edilen “Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” 13. ve 19. maddesi ile “Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu”nun geçici 1. maddesi Anayasa ilkelerinin, doğal değerlerimizin ortadan kaldırılmasını öngörüyor.

Özelleştirme ile ilgili hükümler içeren Kanun; demokratik toplum örgütleri, meslek odaları ile diğer ilgili kurumların görüşleri alınmadan acele komisyonlardan geçirilerek, bir kaç saat içinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edildi.

Özelleştirme ile ilgili düzenlemeleri içeren Kanunun 13. maddesi özelleştirme kapsam ve programına alınan kıyı, sahil şeridi ve dolgu alanlarında organize turlar ile seyahat eden kişilerin taşındığı yolcu gemilerinin bağlandığı kruvaziyer ve yat limanlarında Anayasa’nın 43. maddesine aykırı olarak turizm amaçlı alışveriş merkezleri ve konaklama üniteleri yapımını mümkün kılıyor. Bu hüküm ile Anayasa ile güvence altına alınan kıyılar, sahil şeritleri ve dolgu alanlarının kamu önceliği, kıyılardan herkesin eşit ve özgür olarak ortaklaşa yararlanması, toplum yararına kullanılması, kamu malı olması nitelikleri engelleniyor, yok ediliyor. Sınırlı ve gelecek kuşaklara bırakılması gereken kıyılar ve kıyı şeritleri yağmalanmaya açılıyor, doğal servet niteliğinden meta haline dönüştürülüyor.

Kanunun 13. maddesinde yer alan hükümler Odalarımız tarafından dava açılan ve Danıştay Altıncı Dairesi’nin 05.10.2004 günlü ve 2004/3060 Esas Nolu kararı ile yürütülmesinin durdurulmasına oybirliği ile karar verilen Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca 30.03.2004 günlü ve 25418 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılması Hakkında Yönetmelik” ile aynı hükümleri içermektedir. Mahkeme tarafından Anayasaya aykırı olduğu ve hukuka aykırı olduğu belirtilen hükümlerin Kanun maddesi olarak düzenlenmesi “hukuk devleti” ilkesi ile bağdaşmamakta, yürütme ve yasama organını zedelemektedir.

Anayasa hükümlerine aykırı kullanım kararları ile yapılanma şartlarının imar planları ile belirlenmesi hükmü de imar planlarının planlama esasları, şehircilik ilkeleri ve kamu yararına uygun olarak yapımını işlevsiz hale getirmektedir.

Kanunun 19. maddesi ile özelleştirme kapsamına alınan bazı yerlerde hazırlanacak planların imar mevzuatındaki kısıtlamalara tabi olmaksızın onaylanmasını içeren hüküm ile planların dayanağı olan kamu yararına ve korumaya ilişkin hükümlere konu kanun, yönetmelik gibi düzenlemeler bir kanunla geçersiz kılınmaktadır. Yapılacak planların kanun, yönetmelik gibi imar mevzuatı düzenlemelerinde yer alan yaşam kalitesini yükseltme, güvenlikli, sağlıklı, yaşanabilir çevreler elde edilmesini sağlamaya yönelik hükümlerinin uygulanmamasına yol açacak, telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğuracaktır. Anayasanın tarihi ve kültür varlıklarının korunması, orman, kıyı, sağlık ve çevre ile ilgili hükümleri uyarınca Bakanlıklar ve kamu kurumlarınca çıkarılan kanun ve yönetmeliklerde özelleştirmeye yönelik düzenlemeleri içeren ve kendi görev alanına girmeyen diğer hükümleri Anayasanın 124. maddesinin ortadan kaldırılması sonucunu doğurmaktadır.

Diğer taraftan 11.10.2004 tarihinden önce tarımsal bütünlüğü bozmayan ve gerekli izinler alınmadan tarım dışı amaçlı kullanıma açılmış tarım arazilerinin her metre karesi için beş Yeni Türk Lirası ödenmesi şartıyla tarımsal amaç dışında kullanılabilmesine izin verilmesi hükmünü içeren “Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu”nun geçici 1. maddesi ile de, işgal edilen tarım arazilerinin işgalcilerce belli bir bedel karşılığında kullanılması sağlanarak af getirilmektedir. Korunması gereken tarım topraklarını yasalara ve varsa planlara aykırı olarak turizm, maden, konut, sanayi gibi kullanımlara açan, işgal eden tesisler af edilmektedir. Yasalara ve planlara göre hareket eden vatandaşlar, yatırım yapanlar cezalandırılmakta, tarım topraklarının yok edilmesi, gelir elde edilmesi amaçlı olarak yağmalanması özendirilmektedir. Bu koşullarda bir bütün olarak tarım topraklarını koruma, düzenli ve sağlıklı bir kentleşme ve yaşam mümkün olmayacaktır.

Ayrıca Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu af öngördüğünden, nitelikli çoğunlukla kabul edilmesi gerekirken 216 oy ile kabul edilmiş olması da Kanunun Anayasaya aykırılığını teşkil etmektedir.

Harita ve Kadastro Mühendisleri ve Şehir Plancıları Odası olarak; birkaç saat içinde TBMM’den geçirilen, sınırlı doğal değerlerimizden olan tarım toprakları ile kıyılarımızı Anayasaya, hukuka, toprak yararına, şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırı olarak kullanıma açan ve planları işlevsizleştiren söz konusu yasaların karşısında kararlılıkla durduğumuzu, tarım topraklarının ve kıyıların bekçileri olduğumuzu bir kez daha kamuoyuna duyuruyoruz.

Saygılarımızla,

TMMOB Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası

TMMOB Şehir Plancıları Odası

Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunun Değerlendirilmesi

Türkiye Büyük Millet Meclisinde 3 Temmuz 2005 tarihinde “Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu” kabul edilmiş ve yayımlanmak üzere Cumhurbaşkanına gönderilmiştir. Ülkemizde tarım topraklarının korunmasına, geliştirilmesine yönelik yasa düzeyinde bir düzenleme yapılması önemlidir. Anılan Kanunun planlama ve şehircilik açısından önemli, olumlu ve eleştirilmesi gereken hükümleri bulunmakla beraber, Kanunun geçicici 1. maddesinde yer alan tarım arazilerini yasalara aykırı olarak tarım dışı amaçlı kullanılmasını bir ücret karşılığında izin vererek af getiren hüküm Kanunun bir anlamda ölü doğmasına neden olmaktadır.

Anılan Kanunun geçici 1. maddesi “11.10.2004 tarihinden önce tarım arazileri; gerekli izinler alınmadan tarım dışı amaçlı kullanıma açılmış ve tarımsal bütünlüğü bozmuyor ise söz konusu arazinin istenilen amaçla kullanımı için, altı ay içerisinde Bakanlığa müracaat edilmesi, hazırlanacak toprak koruma projesine uyulması ve tarım dışı kullanılan tarım arazilerinin her metre karesi için beş Yeni Türk Lirası ödenmesi şartıyla izin verilir.” şeklinde hükme bağlanmıştır.

Bu hüküm ile kırsal kalkınma açısından önemli olan mutlak tarım arazisi, özel ürün arazisi, dikili tarım arazisi, marjinal tarım arazisi gibi tarım arazileri üzerinde kaçak, yasalara aykırı yapılan turizm, konut, sanayi, altyapı gibi tarım dışı kullanımların belli bir bedel karşılığı ödenmek suretiyle affedilmesi öngörülüyor. Tarımsal bütünlüğün bozulup bozulmadığının nasıl belirleneceği ise belirsizdir. Belli bir bedel alınması koşulunun getirilmesi ise doğal değerlerimize bakış açısını yansıtması açısından önemlidir. Sınırlı kaynaklardan biri olan ve geri getirilmesi mümkün olmayan tarım topraklarının elden çıkarılmasının maliyetini hesaplamak mümkün değildir. Bu maliyet sadece tarım toprağının yüzölçümü ile ölçülemez. Tarım toprağının verimliliği, ürünü, yarattığı istihdam olanakları gibi ekonomik değeri yanında getirdiği kırsal yaşam biçimi ile ayrıca bir sosyal değeri vardır.

Anılan hüküm ile yasalara ve varsa planlara aykırı olarak hayati önemde olan tarım arazilerinin yok edilmesi yanında, diğer tarım arazilerinin de yok olmasına neden olabilecek çevre, sağlık ve güvenlik açısından uygun olmayan kullanımlar yasallaştırılmaktadır. Oysa herhangi bir tarım arazisinin sanayi, turizm, konut gibi kullanımlara açılması bu kullanımların gerektirdiği alt yapı hizmetlerinin de bu alanlarda varolmasını gerektirecektir. Örneğin bir sanayi tesisinin yer alması bu alanda konut, ulaşım gibi diğer kullanımları da beraberinde getirecek, tarım arazileri üzerinde kentleşme baskıları artacaktır. Planlama ve şehircilik ilkeleri açısından yerleşime açılmaması yönünde karar getirilen alanlar yerleşime açılacak, mevcut planlar geçersiz olacaktır. Kamu yararı amacına hizmet etmeyen, sağlıksız, afet açısından tehlikeli yapıların önü açılacaktır.

Yasalara ve planlara göre yer seçimlerini yapan, yatırım kararları alanlara karşı ise haksızlık yapılmış olunacak, eşitlik ve adalet ilkeleri zedelenecektir. Bundan sonra da yeni af beklentilerine yol açacak, Kanunun diğer maddelerinin uygulanmasının önünde ciddi bir engel teşkil edecektir.

Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu af öngördüğünden nitelikli çoğunlukla kabul edilmesi gerekirken 216 oy ile kabul edilmiş olması da Kanunun Anayasa’ya aykırılığını teşkil etmektedir.

Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun

Anılan Kanunun 13. maddesinde;

MADDE 13- 4.4.1990 tarihli ve 3621 sayılı Kıyı Kanununun 6 ıncı maddesinin dördüncü fıkrasının (b) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki (c) bendi eklenmiş ve maddeye bu fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

Organize turlar ile seyahat eden kişilerin taşındığı yolcu gemilerinin (kruvaziyer gemilerin) bağlandığı, günün teknolojisine uygun yolcu gemisine hizmet vermek amacıyla liman hizmetlerinin (elektrik, jeneratör, su, telefon, internet ve benzeri teknik bağlantı noktaları ve hatlarının) sağlandığı, yolcularla ilgili gümrüklü alan hizmetlerinin görüldüğü, ülke tanıtımı ve imajını üst seviyeye çıkaracak turizm amaçlı (yeme-içme tesisleri, alışveriş merkezleri, haberleşme ve ulaştırmaya yönelik üniteler, danışma, enformasyon ve banka hizmetleri, konaklama üniteleri, ofis binalar) fonksiyonlara sahip olup, kruvaziyer gemilerin yanaşmasına ve yolcuları indirmeye müsait deniz yapıları ve yan tesislerinin yer aldığı kruvaziyer ve yat limanları,

Özelleştirme kapsam ve programına alınan ve sahil şeridi belirlenen veya belirlenecek olan alanlar ile kıyı ve dolgu alanlarında yapılacak yat ve kruvaziyer limanların ihtiyacı olan yönetim birimleri, destek birimleri bakım ve onarım birimleri, teknik ve sosyal altyapı ve konaklama birimleri ile ilgili kullanım kararları ve yapılanma şartları imar planı ile belirlenir.”

hükmü yer almaktadır.

Benzer hükümleri içeren Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca hazırlanan ve 30.03.2004 günlü, 25418 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılması Hakkında Yönetmelik’in yürütmenin durdurulması ve iptali amacıyla Odamız dava açmıştır.

Yönetmeliğin 1. maddesinde;

“MADDE 1— 3/8/1990 tarihli ve 20594 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 4 üncü maddesindeki "Liman" tanımından sonra gelmek üzere, aşağıdaki "Kruvaziyer Liman" tanımı eklenmiş ve aynı maddedeki "Teknik ve Sosyal Altyapı" tanımı aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Kruvaziyer Liman: Organize turlar ile seyahat eden kişilerin taşındığı yolcu gemilerinin (kruvaziyer gemilerin) bağlandığı, günün teknolojisine uygun yolcu gemisine hizmet vermek amacıyla liman hizmetlerinin (elektrik, jeneratör, su, telefon, internet ve benzeri teknik bağlantı noktaları ve hatlarının) sağlandığı, yolcularla ilgili gümrüklü alan hizmetlerinin görüldüğü, ülke tanıtımı ve imajını üst seviyeye çıkaracak turizm amaçlı (yeme-içme tesisleri, alışveriş merkezleri, haberleşme ve ulaştırmaya yönelik üniteler, danışma, enformasyon ve banka hizmetleri, konaklama üniteleri, ofis binalar) fonksiyonlara sahip olup, kruvaziyer gemilerin yanaşmasına ve yolcuları indirmeye müsait deniz yapıları ve yan tesislerinin yer aldığı limandır."

Yönetmeliğin 3. maddesinde;

“MADDE 3 — Aynı Yönetmeliğin 17 nci maddesinin dokuzuncu fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar ilâve edilmiştir.

"Özelleştirme kapsamına ve programına alınan ve 16 ncı maddenin (a) ve (b) bentlerine göre sahil şeridi belirlenen veya belirlenecek olan alanlar ile kıyı ve dolgu alanlarında yapılacak yat ve kruvaziyer limanlarının ihtiyacı olan yönetim birimleri, destek birimleri, bakım ve onarım birimleri teknik ve sosyal altyapı ve konaklama birimleri ile ilgili kullanım kararları ve yapılanma şartları imar plânı ile belirlenir.

Özelleştirme kapsamı ve programı içinde olsun veya olmasın, sahil şeridinde kalan resmî kurum ve kuruluşlara ait alanlar, kısmî yapılaşma tanımı içinde değerlendirilmez. Bu alanlarda, ilgili kurum ve kuruluşların olumlu görüşleri alınmak suretiyle Kanunda öngörülen kullanımlar ile birlikte toplumun faydalanması amacıyla turizm yapıları ve tesisleri yapılabilir. Bu alanlara ilişkin imar plânları, 3194 sayılı İmar Kanunu uyarınca Bakanlıkça, Valilikçe ve Belediyesince onaylanarak yürürlüğe konulur."

hükmü yer almaktaydı.

Yönetmelikle aynı hükümler TBMM’de kabul edilen Kanun ile aynı olmakla birlikte Anayasa’ya aykırı bir şekilde kruvaziyer liman dışında yat limanlarında da konaklama ve alış veriş tesislerinin yapılması olanağı getirilmektedir.

Açılan dava dilekçesinde Odamız, anılan Yönetmeliğin Anayasanın 43. maddesine, 3621 sayılı Kıyı Kanununa, planlama esaslarına, şehircilik ilkelerine ve kamu yararına aykırı olduğu iddia etmiştir.

Danıştay Altıncı Dairesi 5.10.2004 günlü ve Esas No: 2004/3060 sayılı kararı ile dava konusu işlemin yürütülmesinin durdurulmasına oybirliği ile karar vermiştir. Mahkeme karar gerekçesinde “Anayasaya ve Kıyı Yasasına aykırı olan uyuşmazlığa konu yönetmelik değişikliğinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.” ifadesine yer vermiştir.

Mahkemenin yürütmesinin durdurulmasına karar vermesi kararına karşılık Kültür ve Turizm Bakanlığı, dayanağını anılan Yönetmelik hükümlerinden alan İstanbul İli, Beyoğlu İlçesi sınırları içerisinde Beyoğlu-Tophane-Salı Pazarı turizm Merkezi kapsamında kalan alanda yapılan imar planını ile ilgili işlemlere devam ettiği anlaşıldığından, Odamız tekrar yargı yoluna başvurmak zorunda kalmıştır.

Anayasa Mahkemesinin 25.12.1986 günlü, 1985/1 esas sayılı, 1986/4 karar sayılı kararında da 27.11.1984 günlü, 3086 sayılı Kıyı Kanununun bazı maddelerinin Anayasaya aykırı olduğu gerekçesi ile iptal davası açılmış, benzer konularda Anayasaya aykırılık nedeni ile iptal edilmiştir.

Mahkeme anılan kararında; Anayasanın 43. maddesinde kıyılardan yararlanmada öncelikle kamu yararının gözetileceğinin belirtildiği, yararlanmanın kıyının ortak kullanımını sağlayıcı ve kolaylaştırıcı olması, yararlanma tesis kurma biçiminde ise, bu tesislerin kamuya açık veya kamu yararını gerçekleştirmeye yönelik bulunmasının zorunlu olduğu, genelde yapı yasağı getirilmesinin kamu yararının gözetileceğine ilişkin ilkenin gerçekleşebileceğinden eğitim, spor veya turizm amaçlı tesisler yapılmasını öngören hükmü iptal etmiştir. 3 Temmuz 2005 tarihinde kabul edilen Kanunda da aynı doğrultuda liman adı altında turizm amaçlı (yeme-içme tesisleri, alışveriş merkezleri, haberleşme ve ulaştırmaya yönelik üniteler, danışma, enformasyon ve banka hizmetleri, konaklama üniteleri, ofis binalar) tesisler öngörülmektedir.

- Anılan Kanunun 19. Maddesinde;

MADDE 19- 3194 sayılı İmar Kanununun 9 uncu maddesinin sonuna aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

4046 sayılı Kanun kapsamında gelir ortaklığı modeli ve işin gereğine uygun sair hukuki tasarruflar yöntemine göre özelleştirme işlemleri yapılan hizmet özelleştirmesi niteliğindeki yatırımların yapılacağı yerlerde hazırlanan veya hazırlattırılan planları, Özelleştirme İdaresince değerlendirilmek ve sözleşme uygunluğu konusundaki görüşü de alınmak kaydı ile, imar mevzuatındaki kısıtlamalara tabi olmaksızın re’sen onaylamaya Bayındırlık ve İskan bakanlığı yetkili olup, her türlü ruhsatı ilgili belediye en geç iki ay içinde verir.”

hükmü yer almaktadır.

Söz konusu hüküm ile bir Bakanlığa imar planı yapımında sınırsız yetkiler verilmektedir.

İmar mevzuatı Kanun, yönetmelik, genelge gibi düzenleyici işlemlerden oluşmaktadır. Ancak imar mevzuatında yer alabilecek kısıtlamaların ne olduğu açık değildir. Kamu yararı amaçlı, sağlıklı, güvenli çevrelerin yaratılması amaçlı, çevrenin, tarihi, kültürel değerlerin korunması amaçlı, orman, tarım gibi doğal değerlerin korunması amaçlı her tür düzenleme “kısıtlama” olarak yorumlanmaya açıktır. Bu durumda anılan konulara ilişkin Anayasa uyarınca çıkarılan düzenlemeler geçirsiz olacaktır.

Ayrıca Anayasanın 124. maddesinde “Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzel kişilikleri, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilirler.” hükmü yer almaktadır. Anılan hüküm ile de kendi görev alanına girmeyen bir konuda bir kamu kurum ve kuruluşu diğer kurumların kendi görev alanına konuları geçersiz kılmaktadır.


Yukarı Çık