![]() |
|
||||||||
|
>06 TEMMUZ, PAZAR |
|
|
||||||
![]() |
||||||||
|
|
TÜRK HARİTACILIĞI TARİHİ (1895 - 1995) Türk Haritacılığının 100. kuruluş yılı Anısına Prof.Dr. Muzaffer ŞERBETÇİ İSTANBUL 1999 Bu kitabı Türk haritacılığının 100. yılı olan 1995 yılındaki seviyeye gelinmesinde katkıları olan ve bu alanda emek vermiş sivil asker herkese, özellikle bu uğurda canını vermiş şehitlere, birçok isimsiz kahramanların anısına adıyorum. ÖNSÖZ Haritacılık Dünya'nın en eski bilimlerinden biridir. Bu bilimin gelişmesine birçok bilim dallarının özellikle matematik, geometri, trigonometri, coğrafya, astronomi, fizik gibi bilimlerin katkıları olmuştur. Bu nedenle bu yayında yukarıda sayılan bilim dallarındaki gelişmelerden de bazı kesitler alınmış, bu konuda katkıları olanlardan bilgiler sunulmuştur. Türkiye'de haritacılık çalışmaları olarak 1895 yılı nirengiye dayalı, astronomik ve gravimetrik gözlemlerle pekiştirilmiş modern haritacılığın başlangıcı alınmıştır. Harita Genel Komutanlığı bu nedenle 1970 yılında yayınladığı kitaba "Türk Haritacılığında 75 Yıl" adını vermiştir. Bunu 1975 de yayınladığı "Türk Haritacılığında 80 Yıl" izlemiştir. Benzer şekilde 1980 yılında yayınladığı "Haritacılar Albümü ve Harita Y.Teknik Okulu" kitabının kapağına Türk Haritacılığının 85. yıl anısına ibaresini yazmıştır. Bu yüzden 1995 yılı Türk haritacılığının 100. yılı olarak kutlanacaktır. 6. Bölümde verilen Türkçe yayınlanmış kitaplar listesinin arkasında yazarların, soyadı alfabetik sırada bir listesi verilerek isimlerinin hizasında yazdığı (veya çevirdiği)kitapların sıra numaraları verilmiştir. Böylelikle kimlerin hangi kitapları yazdıkları da kolayca görülmektedir. Kitabın arkasında Türk haritacılığına emeği geçenlerden 177 kişinin çok çeşitli kaynaklardan edinilen kısa biyografileri alfabetik sırada sunulmuştur. Bu konuda yazılı belge olmayışı nedeniyle bu listenin eksik ve yanlışlarla dolu olduğunu kabul ediyorum. Belge eksikliği nedeniyle bu liste öğretim üyesi ağırlıklı görünmektedir. Bunun nedeni ise bu kimselerin yaşam öykülerinin akademik aşama için başvuru dosyalarından ya da doktora tezlerinden kolayca elde edilmesindendir. Bundan sonraki çalışmalara ışık tutacak bu konudaki bu başlangıç çalışmanın, belli aralıklarla güncelleştirilmesi gerekeceğine inanıyorum. Hatta birer resim de konarak bir haritacılar albümü yapılabilir. Konu ile ilgili tüm Türkçe kaynaklar dipnotu olarak verilmiştir. Böylelikle daha fazla bilgi gereksinimi duyanlar kaynaklar listesinden arama yerine ilgili yayınları çabucak sayfasından alabilirler. Kitabın yazımında, özellikle sabır ve özverili yardımları ve önerileri için Dr. Veysel ATASOY ve Dr. Mualla ÜNVER'e, çizimler için teknik ressam Yaşar YAVUZ'a ve kitabın basımında emeği geçen herkese teşekkür ederim. Trabzon, 1995 Prof. Dr. Muzaffer ŞERBETÇİ
2. baskı için Önsöz 1995 de yayınlanan bu kitabın 1. baskısı tükendiğinden bu 2. baskıda, kitaptaki bilgiler yeniden gözden geçirilerek güncelleştirilmeğe çalışılmıştır. 1. baskıda oda yönetim kurulu tarafından konulan önsöz ve yeni sayfa numaraları, kitabın arkasındaki dizini altüst etmişti. Bu baskıda aynı hatanın yinelenmeyeceğini ümit ediyorum. Mesleğimizle ilgili yayınlanan kitaplar yeniden taramalarla ve aradan geçen 5 yılda yayınlanan yeni kitaplarla hacım olarak bu kitabın amacı dışına çıktığından bu bölüm kitaptan çıkartılarak “Türk Haritacılığı Bibliyografyası-1 Kitaplar-Tezler” ismi ile yayınlanacaktır. Bunun yerine Türk haritacıları tarafından 1990 yılından sonraki son 10 yılda yayınlanmış kitap listesi verilmiştir. 1. baskıda kitabın arkasında haritacılığa katkıları olan bazı meslektaşları, biyografilerini bulmanın çok güç olmasına rağmen kısa özgeçmişleriyle anlatarak, bunları yeni kuşağa tanıtmak istemiştik. Bu konuda özellikle üniversitelerde doktora yaparak akademik kariyerlerini kanıtlamış olanların sayısı -sevinerek söyleyebilirim ki- büyük rakamlara ulaştığından bu kişileri çıkararak Doçent ünvanını alan kişiler listeye alınmış,. mevcut biyografiler güncelleştirilmiş ve yeni kişiler eklenmiştir. Bu kişilerin birer küçük fotograflarının özgeçmişlerin yanına konabilmesi gelecek baskıya kalmıştır. Kişilerin kısa özgeçmişlerini bulmak Türkiyede oldukça zor bir olaydır. Gerçi 1988 yılından itibaren Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası “Mesleğimizde 30 yılını dolduranların Özgeçmişleri” adında her yıl yayınladığı kitapçıkta üyelerin tamamı olmasa da büyük bir kısmının özgeçmişlerini yayınlanmaktadır. Ancak 1958 öncesi YTÜ mezunları ve 1. Kuşak Haritacılar olarak adlandırdığımız Avrupada eğitim görmüş Haritacılar ve diğer değerli meslektaşların özgeçmişlerine ulaşmak pek kolay olmadı. Türkiyede insana kıymet verilmediğinden bu kişilerin bir kuşak sonra unutulması doğaldı. Buna da gönlüm razı gelmediğinden bu kişilerin bazılarının özgeçmişlerini büyük çabalar sonucunda elde edebildim. Yinede bu bilgilerin eksik ve hatta yanlış olduğunu kabul ederek ilgili kişilerden özür diliyorum. Kitabın 2. baskısını üstlenen Harita Kadastro Mühendisleri Odası yöneticilerine ve emeği geçenlere teşekkürü bir borç bilirim. İstanbul 1999 Prof. Dr. Muzaffer ŞERBETÇİ
İÇİNDEKİLER 1. GİRİŞ 2. 800-1895 YILLARI ARASINDAKİ ÇALIŞMALAR 3. MODERN TÜRK HARİTACILIĞI 4. HARİTACILIK İLE İLGİLİ KURUMLAR 5. EĞİTİM-ÖĞRETİM KURUMLARI 6.HARİTACILIKLA İLGİLİ TÜRKÇE YAYINLAR 7. DOKTORA TEZLERİ 8. BİYOGRAFİLER 9. DİZİN Kısaltmalar: AÜ:Ankara Üniversitesi 1. GİRİŞ 1.1 HARİTANIN TANIMI Antik çağda ARİSTO, metafizik kitabında geometriyi, yer ölçümü için, jeodeziyi ise yerin bölünmesi anlamında kullanmıştır1). Ünlü Alman bilim adamı F.R.HELMERT (1843-1917), 1880 de jeodezi, yeryüzünün ölçümü ve projeksiyon bilimidir demiştir. Aynı yıllarda yaşayan Alman astronomu ve matematikçisi H.BRUNS (1838-1919) bu tanıma yerin gravite alanının da ölçülmesini ekleyerek fiziksel jeodezinin de jeodezinin ayrılmaz bir bütünü olduğunu vurgulamıştır. Bu tanıma uygun olarak yine bir başka Alman bilim adamı S. HEITZ (doğ.1929) "Jeodezi, yeryuvarına ilişkin gözlemlerin elde edilmesi ve bunların fiziksel modele dönüştürülmesidir" şeklinde tanımlamıştır. FIG (Federation İnternationale des Geometres=Uluslararası Haritacılar Birliği), tüzüğünde haritacıların mesleki etkinlikleri olarak"Haritacı, yapılı ya da yapısız olan hem yer üstünde hem de yer altında bulunan taşınmazlara ilişkin tüzel ve özel iyeliği dökümleyen, sınırlarını belirleyen, ölçen ve değerlendiren, bu çalışmalarında toprak iyeliğinin yasal kayıtlanması önlemleriyle onunla bağlantılı hakları gözeten bir meslek ilgilisidir. O, bunlardan başka kırsal ve kentsel toprakların kullanılmasını araştırır, planlar ve yönetir. Haritacı sözü edilen konuları ilgilendiren teknik, tüzel, ekonomik, tarımsal ve sosyal bilgileri edinir" diye tanımlamıştır. IAG (İnternational Association of Geodesy = Uluslararası Jeodezi Birliği) ise 1975 Grenoble ve 1979 Canberra toplantılarında jeodezi için "Jeodezi, üç boyutlu ve zaman değişkenli uzayda çekim alanı da kapsamda olmak koşulu ile, yerin ve diğer gök cisimlerinin temsil edilmesi ve ölçülmesi ile ilgilenen bir bilimdir" demiştir. Ölçülen yeryüzünün büyüklüğüne göre yapılan işe arazi ölçümü, ülke ölçümü, yer ölçümü denir. Büyük ölçekte yapılan işlemler "Jeodezi" veya "Yüksek Jeodezi" konularına girmektedir. Küçük çapta yapılan ölçüler ise "Ölçme Mühendisliği" veya "Haritacılık" olarak isimlendirilir 2) 3)3a) Haritacılıkla ilgili kavramlar diğer dillerde şöyledir:
Bu mesleğin lisans ve lisansüstü eğitimini veren okullar, Türkiyede Jeodezi ve fotogrametri mühendisliği adı altında olup Almanya'da Geodäsie veya Vermessungswesen, İngiltere'de Surveying veya Geodesy, Fransa'da ise Ecole Polytechnique'de okutulan Mensuration veya Topographie'dir 4)5)6)7)8) Halk arasında Haritacı veya Ölçme Mühendisi olarak da bilinen jeodezici bu görevini yaparken çeşitli bilim dalları ile karşılıklı ilişki içindedir. İlişkili olduğu bu bilim dallarına kısaca göz atacak olursak: Haritacı, matematik bilgilerini çok fazla kullanmaktadır. Çünkü bilim dalı olarak zaten uygulamalı matematik alanına girmektedir. Ünlü Alman matematikçisi G.LEIBNIZ (1646-1716), “Jeodezi, matematiğin mükemmel bir uygulama alanıdır” demiştir. Çeşitli hesaplama teknikleri için zaman içerisinde gelişen hesaplama araçlarından logaritma cetvelleri, sürgülü hesap cetvelleri, kollu ve elektrikli hesap makinaları ve bilgisayarlar haritacının sürekli olarak kullandığı aletlerdir. Bunun dışında yine matematiğin birer alt dalı olan geometri ve trigonometri haritacının en çok çalıştığı alanlar olup bazı ülkelerde haritacı için "Ingenieur Geometer" (Geometri Mühendisi) veya "Trigonometer" (Trigonometrici) kavramlarının kullanılışı bu konulara ne kadar yakın olduğunun bir kanıtıdır. Ayrıca olasılık hesabı, istatiksel kuramlar ve En Küçük Kareler Yöntemi matematikçilerden çok haritacıların geliştirdiği konular olup bunlar yoğun biçimde jeodezi öğretiminde yer almaktadır. Astronomi konusunda haritacı, haritasını yaparken kurduğu iskeletin (ülke nirengi ağının) bazı noktalarının enlem, boylam, azimut gibi büyüklüklerini ölçmek ve bunları büyük ağ dengelemesinde dikkate almak, bu değerlerden çekül sapması miktarını hesaplayarak bunu çok hassas olması gereken elipsoid üzerindeki hesaplamalarda kullanmak zorundadır. Daha önceleri yapılan tüm yerel ağlarda Kutupyıldızı gözlemlerinden yararlanarak nirengi ağının bir kenarının coğrafik kuzeyden olan ve azimut diye adlandırılan açısını ölçmek ve hesaplama sonunda bulduğu değerle haritasını yönlendirebilmesi gerekmekteydi. Bunun için gerek Kutupyıldızı ve gerekse diğer gök cisimlerinin koordinatlarının verildiği yıldız kataloglarına gereksinim vardır. Diğer taraftan yer elipsoidinin büyüklüğünü saptamak amacı ile jeodezik çalışmalara ek olarak astronomik çalışmaların da yapılması gerekir. Bir meridyen uzunluğu nirengi ile ölçülürken bu uzunlukların uçlarında enlem ölçerek ve bu işlemi en az iki yerde yaparak elipsoid boyutları saptanmıştır. Yeryuvarının biçimine en uygun geometrik şekil olarak bir dönel elipsoid düşünülmüş olup halen kullandığımız Uluslararası Hayford elipsoidinde jeodezik ölçülere ek olarak 381 enlem, 131 boylam ve 253 ü azimut olan toplam 765 astronomik gözlem dikkate alınmış ve 32 Laplace noktası başlangıç azimutunun düzeltmesinde kullanılmıştır. Son zamanlarda yapılan ölçülerde Doppler ölçüleri ve bu amaç için atılan uydulardan yararlanarak GPS (Global Positionig System) ile konum saptanmaktadır. Coğrafya bilim dalı da yüzyıllarca haritacılık ve keşiflerle bir arada ele alındı. Yunanca Geo = yer, graphhein = yazmak, çizmek anlamına gelmektedir. Bugün haritacılık, hala coğrafya için büyük önem taşımasına karşın ayrı bir disiplin oluşturmuştur. Keşifler ise artık sona ermiş, yeryüzünde bulunacak yer kalmamıştır. Haritacı bu yüzden eskidenberi coğrafyacının tanımlamasından ve tarifinden de yararlanmış, yapılan keşif ve gezileri değerlendirmiştir. Bu nedenle haritacılık coğrafya ile yakın bir bilim dalı olarak kabul edilmiştir. Fizik alanı da haritacılığın çok gereksinim duyduğu bir alandır. Ölçülerimiz fiziksel ortamda yapılmakta, hava sıcaklığı ve atmosfer koşulları etkisi dikkate alınmaktadır. Ölçü şeridinin sıcaklıktan etkilenmesinin dikkate alınmadığı durumlarda hatalar belirlenmiş sınırları geçebilmektedir. Ölçü şeridindeki bu uzamaya karşın bulunan invar9) tellerle eskiden baz uzunluğunun hassas bir şekilde ölçülebilmesi fizikçilere borçlu olan bir olaydır. Bunun gibi hava basıncından yararlanarak yükseklik saptanmasında kullanılan barometre ve aneroid birer fizik aletidir. Haritacının kullandığı nivo, takeometre veya teodolit gibi optik aletler hassas mekaniğin, bunların dürbünleri ve içlerindeki mercek, prizma ayna vb parçalardaki ışığın izlediği yol tamamen fiziğin optik alanına girmektedir. Son yıllarda elektro optik ve elektro manyetik dalgalarla yapılan uzaklık ölçerler tamamen fizik alanının buluşlarıdır. Benzer şekilde sesten yararlanarak yapılan uzaklık veya deniz derinlikleri ölçülmesi, kesitlerin çıkarılması da fizik konularıdır. Işık yolunun sapıncı (refraksiyon) da bir fiziksel olaydır. Ayrıca serbest düşme ve sarkaçlarla yapılan mutlak ve bağıl gravimetrik ölçüler ve bunları ölçen sarkaç ve gravimetre aletleri fizik alanının vazgeçilmez konularıdır. Pusulanın gösterdiği manyetik kutup konusu tamamen yer fiziğini ilgilendirmektedir. Bu yön ise haritalarda belirtildiği gibi arazide harita yönlendirmede yardımcı olur. Pusulanın takıldığı birçok haritacı aleti mevcuttur. Bunun gibi daha bir çok fizik alanını ilgilendiren ve jeodezide kullanılan konular sıralanabilir. Geometrik ölçülerin yanında yerin fiziksel alanının da saptanması amacı ile jeofizik dalında gravimetre ile yapılan yerçekim ivmesi jeodezide vazgeçilemiyen bir olaydır. Haritalarda üçüncü boyut olarak yüksekliklerin de bilinmesi gerekir. Bu amaç için seçilen sıfır yüzeyi karaların altından geçmektedir. Karaların altındaki kitle dağılımı ise yükseklik kavramını etkilemektedir. Bundan başka bazı noktalarda hesaplanan çekül sapması için belli uzaklıklardaki kitle etkisini hesaplamak amacı ile çeşitli noktaların üç boyutlu koordinatlarının yanı sıra gravite değerlerinin de bilinmesi gerekir. Ekvatordan kutuplara doğru enleme bağlı olarak değişen normal yerçekimi ile ölçülen yerçekiminin karşılaştırılması sonucunda elde edilen anomaliler, yer altı kitle dağılımı ve yoğunluğunu belirleyici ve çekül sapmasının elde edildiği büyüklüklerdir. Jeodezinin tanımında bile jeofiziksel ölçüler geometrik ölçülerin tamamlayıcısı olduğu vurgulanmaktadır. Haritacı çok kullandığı tüm bu bilim dallarından başka az da olsa diğer bazı bilim dallarına da gereksinim duyar. Büyük ölçekli haritalarda mülkiyet kavramı sınırlarla oluşur. Buralarda ortaya çıkan problemler için sağlam bir hukuk bilgisi gerekir. Benzer şekilde tapu, kadastro ve imar çalışmalarında, arazi düzenleme çalışmalarında, kamulaştırma problemlerinde miras işlemlerinde yasa ve yönetmeliklerin iyi bilinmesi gerekir. Bunlardan başka söz gelimi fotogrametri yöntemi ile yapılan haritalarda uçuş bilgileri ve navigasyon veya haritanın çiziminde kullanılan projeksiyon ve kartografik bilgiler, çizim tekniği, haritaların çoğaltılmasında reprodüksiyon ve baskı teknikleri, harita çiziminde gerekli olan arazi oluşumu bilgisi (jeomorfoloji) gibi konular diğer mesleklerde de olduğu gibi haritacılıkla az veya çok ortak kesitleri olan bilim alanlarıdır. Diğer bilim dalları ile yukarda sayılan ilişkilerinden dolayı bu bilim dallarındaki gelişmeler haritacılığı yakından ilgilendirmekte olup haritacılık tarihi bu bilim dallarının tarihi ile çok yakından ilgilidir. Bu nedenle haritacılık tarihinde katkıları olan diğer bilim dallarından matematikçi, astronom, fizikçi, jeofizikçi, hukukçu vb. bilim adamlarının yaptıklarından bahsedilmesi de gerekmektedir. Zaten başlangıçta bilim adamları bugünkü gibi küçük bir alanda uzmanlaşmak yerine çok sayıda bilim alanında çalışmak zorundaydılar. Söz gelimi İBNİ SİNA ünlü bir hekim olduğu kadar iyi bir filozof ve fizik, kimya, matematik, astronomi, jeoloji konularında da katkıları olmuş bir bilim adamıdır. Benzer şekilde FARABİ felsefe, mantık, musiki, astronomi ve geometri konularında derinleşmiştir. Bu nedenle kitabın arkasında tarihsel bir sıra içerisinde aslen haritacı olmayan, ancakharitacılığa katkıları olan Türk bilim adamlarından da bahsedilmiş ve bu kişilerin soyadı alfabetik sırasında biyografilerine yer verilmiştir. Haritanın Yararları Harita bir ülkenin kartvizitidir. Haritanın bir estetik, bir güzellik sembolünün ve araziyi doğru olarak temsil etmesinin yanında bir haritanın bir çok proje çalışmalarında altlık olarak kullanılması, bir çok işlemlerde el atılan ilk gereksinimlerden biri olması ve haritasız hiç bir teknik projenin yapılamaması ve yürütülememesi haritanın ne denli önemli bir araç olduğunu göstermektedir. Aşağıda haritaların hangi alanlarda yararlı olduğu sıralanmıştır:
Harita Yapan ve Kullanan Başlıca Kamu Kuruluşları: Bazı kamu kuruluşları tarafından üretilen ve proje altlığı olan harita diğer bazı kamu kuruluşları tarafından da kullanılmaktadır. Aynı bir bölgede çeşitli kamu kuruluşlarının harita yaparak gereksiz yere zaman ve para kaybını önlemek için 1961 yılında çıkan 203 sayılı yasa ile Bakanlıklararası Harita İşlerini Koordinasyon ve Planlama Kurulu oluşturulmuştur. Aşağıda harita yapan ve kullanan başlıca kamu kuruluşları sıralanmıştır: 1.Harita Genel Komutanlığı (HGK) 1.2 ÖLÇÜ BİRİMLERİ Haritacılıkta ölçü birimi olarak kullanılan uzunluk ve alan ölçü birimleri önceleri, her ülkede farklı büyüklüklerde hatta her ülkenin farklı yerlerinde de farklar göstermekteydi. Her obje için farklı ölçü birimi kullanmanın dışında bunların kendi aralarında 10 luk olmayan bir sistemde büyüyüp küçülmesi bunlarla ilgili hesapları oldukça zorlaştırıyordu. Toplumlar arasındaki ilişkilerin yoğunlaşması ile bu farklılıklar rahatsız edici boyutlara ulaştı ve gerek ticari hayatta ve gerek bilimsel alanda ortak bir ölçü birimi kullanma gereği kendiliğinden ortaya çıktı. 1.2.1 Uzunluk Ölçü Birimi 10) İnsanlar ilk zamanlardan beri yaşamları boyunca uzunluk ölçme gereksinimini duymuşlar ve bu amaç için ölçü birimlerini parmak, karış, ayak, adım, kulaç gibi vücut organlarından üretmişlerdir. Bu ölçü birimlerinin onluk sistemde olmayan katlarını veya askatlarını da yerine göre daha büyük veya daha küçük ölçülerde kullanmışlardır. Parmak, ayak ve adımdan başka vücut ölçülerinden "Elle" özellikle terziler arasında kumaş ölçüleri için rağbet buldu. Bizde eski ölçülerden arşına karşılık gelen bu uzunluk orta parmak ucundan dirseğe (bazı yerlerde omuza) kadardır. Kolları açılmış bir insanın iki elinin parmakları arasındaki uzunluğa 1 kulaç denmiştir . 1.80-1.90 m arasında ve 6 ayak olarak kabul edilen bu uzunluk daha çok su, kuyu, deniz derinlikleri, ip uzunluğu için kullanılmıştır11) 12) Kısaca özetlenirse metrik sistemden önce ölçülecek her objeye göre ayrı birim kullanmak adet haline gelmişti. Kumaş için başka, sokak uzunluğu için başka, bina yüksekliği için başka, kuyu veya su derinliği için başka, yol uzunluğu için daha başka birimler kullanılıyordu. Aynı birimin çeşitli ülkelerde hatta aynı bir ülkenin çeşitli yörelerinde farklı uzunlukta olması, bunların da kendi aralarında 10 luk olmayan bir sistemde büyüyüp küçülmesi, bunlarla ilgili hesapları oldukça zorlaştırıyordu. Ama yine de toplumlar arasındaki ilişkilerin yoğun olmaması dolayısı ile bu farklılıklar fazla rahatsızlık vermiyordu. Ne zaman ülkeler ve toplumlar arasındaki ilişkiler çoğaldı, başka bir deyişle global dünya kavramı ortaya çıkarak göreceli anlamda dünya küçüldü o zaman ölçü birimlerinin bu farklılıkları özellikle 18. yüzyıl sonlarında rahatsız edici boyutlara ulaştı ve gerek ticari hayatta ve gerek bilimsel alanda ortak bir uzunluk birimi kullanma gereği kendiliğinden ortaya çıktı. Bu fikir daha önceleri de çeşitli Fransa kralları hükümetleri zamanında da düşünülmüştü. Nitekim HUYGENS (1629-1695), 1664 de saniye sarkacı boyunun 3 ayak olarak uzunluk birimi kabul edilmesini önermişti. Bu uzunluk daha sonraları Peru'da meridyen boyu ölçen BOUGUER (1698-1758) ve LACONDAMIN (1701-1774) tarafından da önerilmiştir. Bu nedenle Paris'te yapılan ölçü birimi saptanması toplantısında saniye sarkacının boyu ölçü birimi olarak yinelenmiştir. Bu uzunluk: Ekvatorda = 991 mm; Londra-Berlin-Paris enlemlerinde 994 mm; enlemi 78olan Spitzbergen'de ise 996 mm dir. 1790 da kurulan komisyon, her ne kadar belirli sıcaklık, enlem ve deniz seviyesi ile sarkaç boyunun sabit olabileceğini, ancak bu uzunluğun ortalama Güneş gününün 86 400 de biri olan saniyenin saptanmasındaki sakıncalarını öne sürdüğünden bu öneriden de vazgeçilerek önerilecek birimin hiçbir faktörden bağımsız, dünya durdukça değişmeyecek ve gerektiğinde denetlenebilecek bir uzunluk olan (Fransız bilim adamı BORDA'nın önerisi) Paris'ten geçen çeyrek meridyen uzunluğunun (kutuptan ekvatora kadar olan kısmının) 10 milyonda birinin alınması önerisi kabul edildi. İngiliz fizikçisi MAXWELL dünyanın da henüz soğumadığını ve bu nedenle bu önerinin de pek geçerli olmaması gerektiğini savundu ise de bu itirazı dikkate alınmadı. Sarkaç boyu önerisi sadece İngiltere tarafından benimsenerek 1790 yılında Londra enleminde 16 C o sıcaklık ve deniz seviyesinde saniye sarkacı boyu saptanmış ve 1824 yılında da İngiliz parmağının sarkaç boyu ile ilişkisi olarak sarkaç boyu = 39.1393 parmak= 994.14 mm şeklinde ortaya konmuştur. Diğer taraftan Paris meridyeni uzunluğu ölçümü görevi Fransız astronomlarından MECHAIN (1744-1804) ve DELAMBRE'e (1749-1822) verilmiş ve bu çalışma 1792-1799 yılları arasında tamamlanarak Dünkirk ile Barselona arasında yapılan nirengi çalışmalarından ve astronomik gözlemlerden 1797 de 120 üçgenden oluşan zincirin kapsadığı meridyen uzunluğu 551585 toisen (tuvaz) = 1075.058 km ve enlem farkı 940'26" elde edilerek bu bilgilerden basıklık 1:334 ve çeyrek meridyen uzunluğu 5 130 740.7 tois bulunmuş ve bu değere 10 milyon metre denmiştir. Buna göre Peru'da kullanılan tois cinsinden 1 metre = 0.51307407 tois veya 1 metre = 3 ayak (Paris) + 11.296 çizgi (Paris) = 443.296 çizgi olması gerekli olduğu hesaplandı ve bu uzunluk 10 Aralık 1799 da metre birimi olarak saptandı. Bu uzunluk fizikçi LENOIR tarafından 25 mm x 4 mm kesitli, platinden 0C de boyu 1 m olan bir çubuk yapılarak Fransa devlet arşivinde arşivmetre olarak saklanmaktadır. Bu çubuğun kesiti yüzünden eğilmeğe uygun olması ölçü denetimini ve ölçü alınmasını zorlaştırıyordu. Bunun yerine 1875 de kurulmuş olan uluslararası metre komisyonu % 90 platin ve %10 iridyum alaşımından X kesitli metre prototipini yaptı ve bu çubuk üzerine iki çizgi çizerek bunun aralığının 1 m olduğu belirlendi. Bu iki çizgi arasındaki uzunluk 0C de fiziksel atmosfer altında ve simetrik olarak altına yerleştirilmiş ve birbirlerinden 571 mm uzakta, en az 1 cm çaplı küreler üzerinde tam 1 m dir. Bütün uzunluk ölçülerinin kaynağı olan bu birim Paris yakınlarında Sevres'de (Sevr) uluslararası ölçü ve ağırlık bürosunda saklanmaktadır. Uluslararası metreden döküm yoluyla çeşitli kopyalar çıkarılarak kura ile üye ülkelere dağıtılmıştır. Yeni ölçü birimi metre, doğduğu ülkede bile bir süre uygulanamamış, ayak ve tois pratik hayatta görevlerine devam etmişlerdir. Hatta Napolyon Bonapart'ın 1812 de bir kararnamesi ile bu eski ölçülerin metre ile kullanılmasına resmen izin verilmiş, ancak 1 Ocak 1840 yılında metrik olmayan ölçü ve ağırlıkların kullanılması yasaklanmıştır. Bunu izleyen yıllarda 1846 da Belçika, Hollanda, Lüksemburg, 1849 da İspanya, 1868 de Kuzey Almanya ve 1872 de tüm Almanya ve daha sonraları diğer ülkelerde uygulanmağa başlanmıştır. Metrik sistem Türkiye'de 1931 de kabul edilmiş ancak 1 Ocak 1933 de uygulanmağa geçilebilmiştir13). 1966 da Japonya 71. ülke olarak metrik sisteme geçebilmiştir. İngiltere ve ABD'de metrik sisteme geçme aşamasındadırlar. Metre, 1927 de 7. ölçü ve ağırlıklar konferansında kadmiyum ışığının kırmızı tayftaki dalga boyunun 1 553 163.5 katı; yeşil tayftakinin 1 966 249.7 katı ve mavi tayftakinin 2 083372.1 katı olarak tanımlanmıştır. 1945 den sonra izotopların ayrılması sayesinde kadmiyum çizgilerinden daha ince ve daha basit optik ışınımlar elde edilebildi ve 14 ekim 1960 da yapılan 11. ölçü ve ağırlıklar genel konferansında metrenin tanımı "Kripton 86 atomunun boşlukta 2P ve 5dseviyeleri arasındaki geçişte saldığı oranj dalga boyunun 1 650 763.73 katı" olarak değiştirilmiştir. 20 ekim 1983 de Paris'te yapılan 17. ölçü ve ağırlıklar genel konferansında metre, ışığın boşlukta 1/299 792 458 saniyede aldığı yoldur şeklinde tanımlanmıştır. 1.2.2 Eski Ölçü Birimleri Osmanlılarda Eski Uzunluk Ölçü Birimleri Osmanlı İmparatorluğu zamanında 75.8 cm lik zirai mimari (veya sadece zirai), 68 cm uzunluğundaki çarşı arşını vardı. Daha sonra ipekli fiatlarının artması dolayısı ile fiatı yükseltme yerine ölçü birimi kısaltılarak 65 cm lik Farsça kökenli endaze birimi kullanıldı. III. Selim abanoz ağacından bir prototip olarak 1 zira-i mimari yaptırdı. Bunun bir tarafı 24 parmağa ve her parmak 10 hat'ta bölündü. Böylelikle bu bölümle basımevinde kullanılan punto büyüklükleri de alınabilecekti. Diğer tarafı sadece 20 eşit parçaya bölündü. Zirai mimari, arşın ve endaze ölçü birimlerinin ast ve üst katları aşağıda gösterilmiştir. 1 zirai mimari = zirai = mimari arşını = 2 ayak (kadem) = 0.75774 m = 24 parmak = 288 hat = 3456 nokta (yol, sokak uzunluğu, bina yüksekliği vb. için) 1 parmak = 12 hat = 0.03157 m Uzunluk Ölçü Birimlerinde Ters Dönüşümler: 1 m = 1.319261 zirai = 1 zirai + 7 parmak + 7 hat + 10.8 nokta = 31.656 parmak Eski Alan Ölçü Birimleri 1 arşın (zirai) 2= 0.57417 m2= 4 ayak2 Alan Ölçü Birimlerinde Ters Dönüşümler 1 m2= 1.740450 zirai2= 1 zirai2+ 426 parmak2+ 71.89 hat2 Eski Ağırlık Ölçü Birimleri Ağırlık ölçü birimi de uzunluk ölçü birimi gibi farklılıklar gösteriyordu. Şimdi kullanılan ağırlık birimi kilogram olup 0 derecede bir desimetreküp suyun ağırlığı olarak tanımlanmış ve Uluslararası Ölçü ve Ağırlık Birliğinden Türkiye'ye bir örnek verilmiştir. 1874 yılı iridyumlu platin alaşımından 1928/29 da yapılmış olan 42 nolu Türkiye milli kilogram prototipinin kullanılmasında gösterilen dikkatsizlik ve özensizlikten dolayı bozulduğunun anlaşılması üzerine 1953 yılında yapılan 54 numaralı prototipi ile değiştirilmiştir. 1 okka (kıyye) = 400 dirhem = 1282.945 gr (1280 gr) Kullanıldığı Yere Göre Değişen Alan Ölçü Birimleri 14 )
Çok önceleri ölçüler bir devlet denetiminde olmayıp çarşı ağaları ve belediyeler tarafından izlenirdi. Daha sonraları 20 Cemaziyülahır 1286 (hicri) = 14 Eylül 1285 (rumi) = 26 Eylül 1870 (miladi) tarihinde Tanzimatla kabul edilen (Mesahat-ı ekyal ve evzan-ı cedideye dair kanunname-i hümayun) bir yasa çıkarıldı. Bu yasaya göre (bugünkü dile çevrilerek) Madde 1: Osmanlı ülkesinde uzunluk, hacım ve ağırlık birimlerine esas olmak üzere meridyenin çeyrek uzunluğunun 10 milyonda birine eşit uzunluğa "metre" veya "zirai aşarı" denilmiş olup bunun ast ve üst katları da ondalıktır. Madde 2: Metreye eşit uzunlukta platinden bir zirai aşarı yaptırılarak hazinede saklanacaktır. Madde 3: Kenar ve uzunluk ölçmek için seçilen zirai aşarı biriminin onda birine desimetre, yüzde birine santimetre, binde birine milimetre, bin katına kilometre, onbin katına fersah aşarı veya miryametre denir. Madde 4: Arazi ölçümü için kenarı 10 m olan bir karenin alanı birim seçilip buna ar ve 10000 metrekareye hektar denir Madde 5: Sıvı ve hububat hacmı ölçmek için birim 1 desimetreküptür. Buna ölçek veya litre denir. Onda birine desilitre, 100 katına hektolitre denir. Madde 6: Ağırlık ölçümü için birim, +4 derecedeki 1 cm küp suyun ağırlığı 1 gramdır. Bunun askatları desigram, santigram, miligram ve katları 1000 grama kilogram denir. Bu ise +4 derecede 1 desimetreküp suyun ağırlığıdır. Bunun da 1000 katına ton denir Madde 7: Ayar için platinden 1 kg lık bir ölçü birimi yaptırılarak hazinede saklı tutulacaktır. Madde 8: 1. ve 2. maddeye uygun olarak uzunluk, hacım ve ağırlıklar ile ilgili pratik hayatta kullanılan ölçü ve tartı aletlerine, ayarlarının uygun olduğuna dair bir damga vurulacak ve ölçü aletlerine miktarları belirtilecektir. Madde 9: 1 Mart 1287 (1871) tarihinden itibaren Osmanlı ülkesinde resmi dairedeki işlem ve alımlarında yeni ölçü birimleri kullanılacaktır. Madde 10 : 1287 yılından 1290 (1874) yılı Martına kadar ahalinin bu ölçülerdeki uygulaması seçmeli olup bu süre içinde düzenlenecek her türlü sözleşme yeni ölçülerle olup evvelce yapılıpta 1290 yılı Martından sonraya taşan sözleşmeler yeni ölçülere göre değiştirilecektir. Madde 11: 1290 yılı Martından itibaren Osmanlı ülkesinde yeni ölçülerin kullanılması zorunlu olup eski ölçüler yasaklanmıştır. Madde 12: Eski ölçüler ve yeni ölçülerin birbirine dönüşüm cetvelleri şimdiden basılıp yayınlanacaktır. Madde 13: Bu yeni ölçüler ve ondalık hesapları tüm okullarda öğretilecektir, Madde 14: Şeriat işlemlerinde geçerli olan dirhem ile madeni paraların ağırlık ve ayarı ve mücevherat için kullanılan özel ağırlıklar bu yasanın dışında tutulacaktır17). Çıkarılan bu yasa çeşitli nedenlerden dolayı yürürlüğe girememiş, ancak Atatürk'ün büyük devrimlerinden biri olan ölçü devrimi ile metrik sistem uygulamağa konabilmiştir. 26 Mart 1931 de çıkarılan 1782 sayılı yasaya göre: Madde 1- Türkiyede kullanılacak ölçüler için aşari (ondalık) metre sistemi kabul edilmiştir. Resmi ve gayri resmi evrak ve işlemlerde ve bütün anlaşmalarda kanunen tutulması zorunlu olan ticaret defterlerinde, ticari evrak ve belgelerde, ilanlarda ve miktar tayin eden etiketlerde aşari metre sistemine dahil ölçülerin kullanılması zorunludur. Buna aykırı olarak yapılmış işlem ve anlaşmalarla düzenlenmiş evrak ve belgeler geçerli değildir. Madde 2- Uzunluk, ağırlık, hacım ölçü aletleriyle Aerometreler, hububat muayene aletleri, su, akaryakıt, elektrik ve havagazı sayaçları, taksimetreler ve demiryolu yük ve sarnıçlı vagonlarıyle işçi gündeliklerini tesbit için kullanılan araçların bu yasa ve yönetmelik hükümleri dairesinde ayarlanarak damgalanmış olması şarttır. 28 maddelik yasanın diğer maddelerinde bazı detaylar açıklanmıştır. Ancak bu yasa da 1 Ocak 1933 den itibaren uygulanmağa başlanmıştır. Halen ülkemizde ölçü ve ayar işleri 1959 yıl ve 11286 sayılı ölçüler nizamnamesi gereğince Ticaret Bakanlığına bağlı ölçüler ve ayar işleri müdürlüğü ve örgütün denetimi altında belediyeler ayar memurlukları tarafından yürütülmektedir. 1.2.3 Takvimler 13. papa Gregor (1502-1585) denetiminde 1582 de takvimle ilgili bir reform yapıldı ve oluşan bu takvime Gregoryan takvimi veya miladi takvim denildi. Daha önceleri Jül SEZAR tarafından yaptırılan Jülyen takvimi 4 yılda bir artık yıl ile 1 yıl için 365.25 gün alınmıştı. Halbuki 1 yıl 365.2422... ortalama güneş günü olduğundan aradaki 0.0078 gün/yıl farkı, İznik konseyinin yapıldığı 325 yılından 1582 yılına kadar 1582-325=1257 için yaklaşık 10 günlük fark ortaya çıkarmıştı. Bazı dini günlerin bu nedenle kayması yüzünden yapılan yeni takvimde aşağıdaki önlemler alındı: 4.10.1582 perşembe günün ertesi günü 15.10.1582 cuma günüdür. Yıl 365 gün olup 4 yılda bir (son iki basamağın 4 e bölünebileceği 1992, 1996, 2000 gibi yıllar) artık yıl olup bu bir gün yılın son ayı olan şubat ayı sonuna eklenir. 400 ile tam bölünemiyen yüzyıllarda (1700, 1800, 1900, 2100 vb) artık yıl yoktur. Buna karşın 400 ile tam bölünebilen yüzyıllarda (1600, 2000, 2400 vb) artık yıl vardır. Bu şekilde yıl uzunluğu 365+1/4 - 1/100 + 1/400 = 365.2425 gün yapılmıştır. Bu toplam yine de olması gerekli değerden 0.0003 gün/yıl fazla olup bu da 10 000 yılda 3 gün yapmaktadır. Başka bir deyişle Gregoryan takviminin 3333 yılda 1 gün hatası vardır. Bunu da düzeltmek için 4000 yılının artık yıl olmaması gerekir. Bu şekilde düzenlenen takvimle ilkbahar noktası 21 Marta alınmış olundu 18). Gregoryan takvimi Katolik İtalya'da ortaya atıldığından Protestan ülkeleri bu önerileri kabul etmede bir süre çekinmişlerdir. Bu takvim İtalya, İspanya, Portekiz ve Danimarka'da aynı yıl 1582 de kabul edildi. Fransa'da aynı yıl 9 Aralık 1582 den 20 Aralık 1582 ye geçildi. İsviçre, Hollanda, Almanya'nın katolik kısmı 1583 de Polonya 1585, Macaristan 1587, Almanya'nın Protestan kısmı 1700, İsviçre'nin Protestan kantonlarında 1701, Amerika 1752, İngiltere'de 3 Eylül 1752 yi izleyen gün olarak 15 Eylül 1752 oldu. Çünkü o zamana kadar Jülyen takvimi 11 gün kaybetmişti. İsveç'te 1753, İrlanda'da 1782 Japonya 1873, Çin 1912, Bulgaristan 1916, Rusya 1902-1918, Yugoslavya, Romanya 1919, Yunanistan 1923, Ürdün'de hicri-kameri takvimle birlikte uygulanması 1924, İran'da Dini işlerde esas olan hicri-kameri takvime ilaveten Tavim-i Celali esasına göre mali (hiraci) adı ile kullanılmakta olan şemsi takvimin yerine miladi senelere göre 621 noksanı ile başlangıcı hicret olan ve yılbaşısı Nevruz günü itibar edilen yeni bir şemsi takvimi 1925 yıllarında kabul edilmiştir . Türkiye'de ise önceleri Ay'a bağlı ve başlangıcı Hz.Muhammed'in 15 Temmuz 622 tarihi olan Mekke'den Medine'ye göç (hicret) olan hicri-kameri takvimi kullanılmıştır. Ay uzunluğu 29.530588 gün olduğundan bir yıl 354 gün 8 saat 49 dakikadır. Hicri yıl ile miladi yıl arasında 10.8751 gün fark olduğundan dini bayramlar her yıl yaklaşık 11 gün önce olmaktadır. Bu farklılık 33 yılda bir yıl yapmakta olup insanların yaşı hicri takvime göre daha büyük olmaktadır. Bu takvim 1256 H (1840) yılına kadar kullanılarak bu tarihte mali (rumi) yıla geçilmiştir. Bu rumi takvimde yıl 1 Marttan başlamakta olup yıl uzunluğu 365.25 gündür. (Rumi tarihten miladi tarihe geçmek için rumi tarihin ayı Ocak veya Şubat ise 585, değilse 584 eklenerek miladi yıl bulunur. Gün içinde rumi güne 13 ilave edilir). 86 yıl kullanılarak Cumhuriyetten sonra Atatürk devrimleriyle bu rumi takvim de bırakılarak Gregoryan (miladi) takvimi 1 Ocak 1926 dan itibaren kullanılmağa başlanmıştır. Aradaki o tarihlerde 13 güne ulaşan rumi-mali takvim ile Güneş takvimi arasındaki farklılık ise 1914 yılında 16 Şubat 1332 (rumi) yi izleyen gün olarak 1 Mart 1333 (rumi) olarak dikkate alınmıştır. Daha sonra 26.12.1925 tarih ve 698 sayılı yasa ile TC dahilinde resmi devlet işlerinde Uluslararası miladi takvimin kullanılacağı, 31 Aralık 1341 gününü izleyen gün 1 Ocak 1926 takip edeceği, hicri-kameri takvimin özel durumlarda kullanılacağı ve hicri-kameri ayların başlangıcının gözlemevi tarafından saptanacağı belirtilmiştir. 26.12.1925 tarih ve 697 sayılı yasa ile günün gece yarısından başlayacağı ve saatlerin sıfırdan 24 e kadar sayılacağı 45 derece boylam dairesinin TC saatleri için esas alınacak boylam olduğu kabul edilmiştir. (Daha sonraları bu boylam İzmitten geçen 30 derece esas alınmıştır). Bu zamanda kullanılan ve alaturka (Türk işi ) saat denilen sistemde akşam güneş batışı 12.00 olarak alınmış ve güneş batışı ile yeni gün başlamış kabul ediliyordu. Bu sistemde her gün güneş batarken saatlerin ayarlanması gerekiyordu 19). Müslüman ülkelerde kule saatlerinin olmayışı da bunların hergün ayarlanma zorluklarından kaynaklanmaktadır. Bu sistemde ayrıca her mahallin saatleri farklı oluyordu. 1935 yılında hafta tatili pazar gününe alınmış ve 10 Ocak 1945 de 4696 sayılı yasa ile bazı ay adları Türkçeleştirilmiştir 20). 1983 yılında da mali yıl, mart ayından ocak ayına alınmıştır. Konu ile ilgili yasalar aşağıda sıralanmıştır: -7 Ocak 1329 (1913) tarihli doğum tarihleri hakkında şurayı devlet kararı -8 Şubat 1332 (1916) tarih ve 125 sayılı muamelat-ı devlette takvim-i garbinin kabulü hakkında kanun.(Devlet işlemlerinde batı takviminin kabulü) -26 Aralık 1341 (1925) tarih ve 697 sayılı günün yirmidört saate taksimi hakkında kanun -26 Aralık 1341 (1925) tarih ve 698 sayılı takvimde tarih mebdeinin (başlangıcının) değiştirilmesi hakkında kanun -27 Mayıs 1935 tarih ve 2339 sayılı ulusal bayram ve genel tatiller hakkında kanun -13 Ocak 1945 tarih ve 4696 sayılı bazı ay adlarının değiştirilmesi hakkında kanun İstanbulda Saat 12 iken Diğer Kentlerde Yerel Saatlerin Durumu Türkiye'de tek bir saat kuşağı vardır. Bu ise Greenwich'e göre yaklaşık İzmit'ten geçen 30 derece doğu boylamına göre hesaplanmıştır. Yani Greenwich'e göre (Batı Avrupa zamanı) ülkemiz iki saatlık bir zaman farkı gösterir. İstanbul'da saat 12.00 iken Greenwich'de 10.00 dur. Yaz saati uygulandığı aylarda bu fark bir saattır. Ancak Türkiye 26-45 derece doğu boylam dairelerinde 19 derecelik boylam farkı olan bir alana uzandığından en doğusu ile en batısı arasında 1 saat 16 dakikalık yerel saat farkı vardır. Aşağıda İstanbul'da saat 12.00 iken çeşitli kentlerde yerel saatlerin alacağı değerler sıralanmıştır: Adana 12.25, Adapazarı 12.05, Adıyaman 12.37, Afyon 12.06, Aksaray 12.10, Amasya 12.27, Ankara 12.15, Antakya 12.28, Antalya 12.07, Artvin 12.51, Aydın 11.55, Balıkesir 11.55, Bayburt 12.45, Bilecik 12.14, Bitlis 12.52, Bolu 12.10, Burdur 12.05, Bursa 12.00, Çanakkale 11.49, Çankırı 12.18, Çorum 12.24, Denizli 12.00, Diyarbakır 12.45, Edirne 11.50, Elazığ 12.41, Erzincan 12.42, Erzurum 12.49, Eskişehir 12.06, G.Antep 12.33, Giresun 12.37, Gümüşhane 12.42, Hakkari 12.59, İsparta 12.06, İzmir 11.52, İzmit 12.04, Karaman 12.17, Kars 12.56, Kastamonu 12.19, Kayseri 12.26, Kırklareli 11.53, Kırşehir 12.21, Konya 12.14, Kütahya 12.04, Malatya 12.37, Manisa 11.54, K.Maraş 12.31, Mardin 12.47, Mersin 12.22, Muğla 11.57, Muş 12.50, Nevşehir 12.23, Niğde 12.22, Ordu 12.35, Rize 12.46, Samsun 12.29, Siirt 12.52, Sinop 12.24, Sivas 12.32, Şemdinli 13.03, Tekirdağ 11.54, Tokat 12.30, Trabzon 12.43, Ş.Urfa 12.39, Uşak 12.01, Van 12.57, Yozgat 12.23, Zonguldak 12.11, Iğdır 12.59, Ardahan 12.55, Şırnak 12.54, Batman 12.28, Kırıkkale 12.18, Karaman 12.17, Bayburt 12.45, Aksaray 12.20 Ebced Hesabı Eski Yunanlılar, alfabelerindeki 27 harf için birer sayı düşünerek herhangi bir rakamı harflerle ifade etmişlerdir. Pozisyon anlamlı olmayan rakamların bu yazım biçimi bazı diğer dillerde olduğu gibi Osmanlılarda da görülmektedir. Bu sistemde akılda tutmak için harf grupları birleştirilerek anlamsız kelimeler oluşturulmuştur. Parantez içindeki rakamlar o harfin sayı değerini göstermek üzere: Ebced: Elif (1), be (2), cim (3), dal (4) Özellikle bazı mezar taşına veya çeşmeye şiir dizeleri ile tarih düşürülmesi eskiden moda olmuştur. Yani açık olarak tarih yazılmaz, olay tarihi şiir dizelerinde gizli olarak belirtilirdi. Şiirdeki harflere karşılık gelen rakamlar toplanarak hangi tarih olduğu bulunurdu. Örneğin Mimar Sinan'ın mezar taşında yazılı olan "Geçti bu demde cihandan pir-i mimaran Sinan" cümlesindeki rakamların kelimeler için değerleri sıra ile 47, 61, 113, 212, 402, 161 ve toplam olarak 996 yapmaktadır. Ancak bu tarih o zamanlarda kullanılan hicri tarih olup bunun karşılığı 1587 miladi MİMAR SİNAN'ın ölüm tarihidir21). 2. 800-1895 YILLARI ARASINDAKİ ÇALIŞMALAR 2.1 MATEMATİK VE ASTRONOMİ ÇALIŞMALARI Türklerin Anadolu'ya girişi olan 1071 Malazgirt Savaşından önceki zamanlara ait bilimdeki gelişmelerine kısaca bakacak olursak, bu dönemde Türkler Aral Gölü'nün güneyinde şimdiki Özbekistan ve Türkmenistan sınırları içinde bulunan Harzem (Hvarizm, Harizm) de Merv ve Kive kentlerinde, Maveraünnehir 22) denilen yerlerde Semerkant ve Buhara'da yaşayan topluluklar içinde yaşamaktaydılar. Milliyetçilik ve tabiyet kavramları çok kesin değildi. Nitekim bazı Türk olarak bildiğimiz bilim adamlarının çeşitli batılı kaynak ve ansiklopedilerde hatta Türkiye içinde bile Arap veya Acem (İranlı) oldukları belirtilmiştir. Müslümanlık Araplardan alınmıştır. Bu zamanlarda yazma dili Farsça ve teknik metinlerde Arapça olduğu düşünülürse Türk bilim adamlarının Arapça veya Farsça yazdıklarından dolayı onları Türk kabul etmemek büyük bir yanılgıdır. Ortaçağ Avrupa'sında da çeşitli uluslar zamanın gereği Latince dilinde yayınlar yapmışlardır. Bu tür yayınlar onların milliyetlerini değiştirmezler Her ne kadar bazı araştırmacıların iddiasına göre Sumerlerin Babillilerin hatta Mısırlıların Orta Asya'dan göçen Türk kavimleri ile akrabalıkları olduğu ve dolayısı ile onların uygarlıktaki çalışmalarının da Türk uygarlığından sayılması gerektiği, söz gelimi Mısır piramitlerini yapanların Türk mühendisleri olduğu savununulmakta ise de burada sadece tarihçilerimizin araştırmalarından kesin bilinen Türk bilim adamlarımızdan girişte ilgisi gösterilen matematik astronomi, coğrafya, fizik vb. konularında katkıları olanlara kronolojik sırada kısaca değinilmiştir 23) . Halife El MEMUN zamanında Maveraünnehir'de doğan 9. yüzyılın ilk yarısında yaşayan İBN TÜRK (Abdülhamid İbni Vasi İbni Türk Ebu Fazl) ( ? - 847) Ceyl kentinden olduğu için El Ceyli veya matematikçi anlamına gelen El Hasip de denmektedir. Adından da anlaşıldığı gibi Türk oğlu olan bu bilim adamı sayılar teorisi ve cebir konularında çalışmalar yapmıştır. Yapıtları "Kitab-ül Cami fi'l hisap" (altı kitap halindedir),"Kitab'ül muamelat", Kitab'ül Mesaha" (Ölçme işleri) dir24) EL Memun'un kurduğu akademinin başına getirilen Türk asıllı HARZEMLİ MEHMET BİN MUSA (veya Muhammed İbni Musa Al Harezmi) veya kısaca AL Hvarizmi (780-850) (Aral gölü güneyinde bugünkü Özbekistan sınırları içinde olan Khiva'da doğduğu için Al Khvarizm, Al Hıvarizm, Havarizmi, Al Harezmi, Harzemli de denmektedir), Bağdat'ta halifenin kurduğu gözlemevinde çalıştı. 820 de yazdığı "Kitab'ül Cebr vel Mukabala" isimli yapıtında Alcebir (Algebra) kelimesini ilk kullanan kişidir. Bu kitap 1145 de latinceye "Liber Algorismi" (Algoritma kitabı) ile çevrilmiş ve batıda 15. ve 16. yüzyıla kadar bir çok matematikçilere önder olmuştur 25). Hesap yöntemi anlamına gelen "Algoritma" kelimesi kendi adı "Al Khwarizm"nın zamanla değişimi ile ortaya çıktığı söylenmektedir. Harzemli Usturlab hakkında bir kitap da yazmış ve bu aletin 43 tür kullanılışını anlatmıştır. Halife el Memun'un görevlendirdiği Sincar ovasında bir derecelik meridyen ölçüsüne de katıldığı söylenmektedir. Türkistan'ın Farab ilinde doğarak Bağdat'a gelen Türk asıllı FARABİ (Ebu Nasr Muhammed İbni Muhammed İbni Tarhan ibni Uzlagh El Farabi) (872-950/951) Arapça, felsefe, mantık, musiki ve astronomi öğrenerek Şam'a yerleşti. 150 ye yakın yapıtı olup 933 de yazdığı bir geometri kitabında çeşitli şekillerin çizilmesi ve bazı geometrik şekillerin bölünmesi konularını incelemiştir26). Yine bir Türk astronomu olan ABDURRAHMAN ES SUFİ (884-976), gökyüzü haritasını ve burçları çizdi. Bazı yıldızların çift yıldız olduğunu saptadı. "Feleknüma" (Gökbilimi) isimli bir yapıtı var. "Yıldızların görünüşleri" isimli başka bir kitabı Leningrad kitaplığında olup 1665 de İngilizce ve 1875 de Fransızca dilinde yayınlandı. Bu kitapta 5000 den fazla yıldızın parlaklık derecelerini yazmıştır. Yıl uzunluğunu saptayan Es Sufi, gezegenler tablosu hazırladı ve jeodezik çalışmalar yaptı 27). İlk defa tanjantı trigonometriye zil (gölge) ismi ile sokan Türk asıllı Horasan'ın Buzcan kentinden EBUL VEFA (Muhammed İbni Muhammed İbni Yahya İbni İsmail ibnül Abbas Ebul Vefa el Buzcani) (940-998), Bağdat'ta saray bahçesindeki gözlemevinde çalışmış, Ayın yörüngesinin eğimini hesaplamıştır. Düzlem trigonometride birim çemberin yarıçapını r=1 aldı. Bir tanjant tablosu düzenleyerek sekant ve kosekant kavramlarını koydu. sin 2A = 2 sin A cos A ve sin (A±B) = ±±ilişkilerini buldu. Hazırladığı sinüs cetvelinin incelik derecesi 1/60= 8.10kadardır. Küresel trigonometride sinüs bağıntısını buldu. Çember içine çizilen düzgün çokgenlerde kenar ile yarıçap arasındaki ilişkiyi araştırdı 28). Ortaçağın yetiştirdiği en büyük bilim adamlarından yine Türk asıllı BEYRUNİ (El Biruni, Beruni) (973-1048), astronomi, matematik, fizik, jeoloji, tıp ve indoloji (Hint bilimi) alanlarında çalıştı. Gazneli Mahmud'un Kuzey Hindistan'ı fethi üzerine bir süre Hindistan'da yaşadı ve daha sonra Gazne'ye yerleşti. Dünya'nın kendi ekseni etrafında ve Güneş etrafında döndüğünü söyledi. Bu fikrin islam ülkelerinde (Orient) ilk temsilcisidir. 18 kıymetli taşın ve mineralin özgül ağırlığını hesapladı. Yazdığı 148 yapıtın ancak 32 si zamanımıza kadar gelmiştir. 1032 de "Hindistan Tarihi" kitabını yazdı. Ortaçağ Hindistan'ına ışık tutan bu kitabın büyük bir kısmında Hintlilerin matematik ve astronomi alanlarındaki buluşları ile ilgili konuları anlatmıştır. Coğrafya ile ilgili bir kitabı Fatih kitaplığındadır. "Asarı Bakiye" isimli kitabında Arap, Pers, Yunan gibi ülkelerin zaman hesaplamaları ve takvimleri ile ilgili bilgileri özetledi. 1030 da Gazneli Mahmud'un oğlu MESUD için yazdığı "Al Kanun al Mesudi" (Mesud'un yasası) kitabı bir ansiklopedi niteliğinde olup trigonometri tarihi için çok önemlidir. Bu yapıtında kendisinden önce yazılmış tüm bilgileri derlemiş kendi gözlem ve hesapları da ilave etmiştir. 11 ciltten oluşan bu kitapta zaman hesabı ve takvim, trigonometri (düzgün çokgenlerin kenar hesabı, kirişler ile ilgili kurallar, açıların toplamı ve farkları sinüsleri ile ilgili kurallar, iki kat ve yarım açı sinüsleri ile ilgili kurallar, açıların üçe bölünmesi bir derecenin sinüsünün 8 basamak hesabı, π hesabı, sinüs cetveli, cetvellere ilişkin bazı kurallar ve doğrusal, karesel enterpolasyonlar, tanjant ve kotanjant ile ilgili problemler ve ilgili cetveller, küresel trigonometri), küresel astronomi, özel astronomi problemleri (Ay hareketi, Ay'ın çeşitli zamanlardaki şekilleri, gezegen hareketleri, yıldız kataloğu), jeodezi konuları anlatılmaktadır. Bu kitapta yeryuvarının büyüklüğünü saptamak amacı ile değişik bir yöntemden bahsetmektedir. Bunun için Hint Okyanusu'nun kıyısında denizden yüksekliği h=652 arşın olan Zira el Savda dağında Nendene kalesinde deniz ufku ile yatay arasındaki açıyı α =33' olarak ölçerek (şekil-2.1) cos α = R/(R+h) veya R = h/(sec α -1) bağıntısından R=3333 arap mili (≈6426 km) ve 1 derecelik meridyen uzunluğunu 58.2 mil (≈118.1 km) ve çevreyi 6800 farsang (fersah) (≈42516 km) olarak hesaplamıştır29). ??? Şekil-2.1: Beyruni'nin yeryuvarı yarı çapı hesabı Beyruni, düzgün dokuzgen çiziminde 3.derece denklem çözümüne dayanan bir yöntem bulmuştur. Beyruni, yıldız tutulmasından enlem tayini için birkaç yöntemle Güneş'in doğuş anından veya Ay tutulmasından boylam farkı tayin etmiştir. Bağdat'ın doğusundaki Gazne'ye kadar olan bütün kentlerin boylam farklarını bir üçgen zincir ile saptamıştır. Boylam değerleri bu günkü değerlerden 24 derece farklı olduğundan başlangıç için Greenwich'in 24 derece batısındaki bir meridyeni aldığı anlaşılmaktadır. İki kent arasındaki uzaklığı, coğrafik koordinatlardan s = {Δλ2 cosφ1 cosφ2 +Δφ2 }1/2 ilişkisi ile hesaplamıştır. Jeodezi ile ilgili yapıtında, yapılan camilerin Mekke yönünün (kıble) coğrafik koordinatlardan azimut hesaplanması konusuna büyük bir yer ayırmış ve inşaat ustalarının anlayacağı biçimde düzlem bir alanda geometrik çizimle azimut tayinine ait iki yöntem vermiştir. Beyruni açı ölçmek için çeşitli aletler tanımlamış ve bunlardan bir çoğunu kendi yapmıştır. 994 de 7.5 m çaplı yatay bir daire ve gölge izlemek amacı ile bir gnomon30) yapmıştır. Bu aletle Güneş yüksekliğini ve azimutları 2' incelikle ölçmüştür. 1016 da yaptığı 3 m çaplı 1' bölümlü kuadrant (çeyrek daire) ile önemli astronomik gözlemler yapmıştır. Bu alet metal veya tahtadan olduğu sanılan bir derece bölümlü bir halka ve ortadan dönebilen bir alidattan oluşmaktaydı. Bu aletle düşey veya zenit açıları ölçülebiliyordu. İnceliğin artırılması amacı ile çap büyük alınıyordu. 1019 da Beyruni 4.5 m çaplı ve 1' bölümlü kuadrant kullanmıştır. Yükseklik ölçmek için yaptığı bir alet (şekil-2.2) uzunluk ölçme ilkesine dayanıyordu. Astrolab (usturlab) ve kuadrant ile yükseklik ölçümünü detaylı olarak anlattığı kitabında yanına varılamıyan uzaklıkların hesabı, kuyu derinliği gibi problemlerin çözümünü göstermiştir. Kuadrantları bölümlemek için bir bölümleme makinası yaptığı da bilinmektedir. Beyruni, yeryüzünün düzleme projeksiyonu için de yöntemler önermiştir. Gençliğinde bir yer küre yaparak üzerine enlem ve boylamları işaretlemiştir. Kartografya ve projeksiyonlar konusunda çalışmış, yer ve gök haritaları ile yarı kürenin düzleme tasviri için konik ve silindirik projeksiyonlar önermiş ve bunları resimlerle göstermiştir 31) . ??? Şekil-2.2 : Beyruni'nin yükseklik ölçeri Batıda "Avicena" olarak tanınan İBNİ SİNA (Ebu Ali el Hüseyin bin Abdullah İbni sina) (980-1037) da Beyruni ile aynı çağda yaşamış bir Türk filozof ve bilim adamıdır. Özellikle tıp ve kimya konularında toplam olarak 223 kitap ve makalesi vardır. İsminin başına haklı olarak "As-şeyh ar-reis İbni Sina" ünvanı konmuştur. Beş ciltlik "Kanun" isimli kitabı tıp ansiklopedisi sayılır. Bu kitap batı üniversitelerinde uzun süre ders kitabı olarak okutulmuştur. Bunlardan başka "Sağlık ve İlaçlar", "Hayvanlar Tarihi" ve 20 ciltlik "İnsani Bilgiler Ansiklopedisi" yazmıştır. Toplam 233 kitap ve makalesinin 16 sı matematik, astronomi ve fizik ile ilgilidir. Bu alanlarda ise ilgilendiği konular şunlardır: Gök cisimlerinin sınırları, gezegenlerin uzaklıkları, astronomik gözlemler, gözlem aletleri, Öklid özeti ve geometri yöntemleri, son ve sonsuzluk konuları, diferansiyel hesap, aritmetik, küre üzerine çizilen paralel doğrular, fizik ve metafizik. İbni Sina, Jeolojinin de kurucusu sayılır. Bu konuda tortul kayaçların fosillerin ve dağların oluşumu ile ilgili bugün aynısı tekrarlanan bilimsel açıklamalar yapmıştır32). 1201 yılında Horasanın Tus kentinde doğan Türk asıllı Nasreddin TUSİ (1201-1274). aritmetik, geometri, astronomi, optik, mineoroloji, tıp, lojik, felsefe, ahlak ve edebiyat konuları ile ilgilendi. Kendisine "El-muhakkik" veya "Türk Öklidi" de denir. Toplam 64 yapıtı olduğu bilinmektedir. Düzlem geometriyi yarattığı söylenir. Düzlem geometriyi küre geometrisine uyguladı. Abbasi veziri bir bahane ile Tusi'yi Bağdat'ta hapsetti. Tusi ilk yapıtını burada yazdı. 1256 da hapishaneden çıktı. 1259 da yazdığı "Kitabı şekli kutta" isimli yapıtında Öklidin 5 nolu postulatını tenkit ederek buna başka bir biçim verdi. Üçgenin üç açısının toplamının 180 dereceye eşit olduğunu isbat etti. Üç açısı bilinen küresel üçgenin çözümünü üç kenarı bilinen üçgen çözümüne dönüştürdü. Küresel üçgen çözümünde kutup üçgenini önerdi 33). 1220 de bir çok matematikçilerin bulunduğu Horasan Mogol istilasına uğradı. 1256 da Hülagü komutasındaki Mogollar ilerleyerek 1258 de Bağdat'ı zaptettiler. Halife El Mustazım öldürüldü. 1259 da Hülagü İlhan Bağdat'ı yıktıktan sonra Tusi'ye Rumiye gölü doğusunda Marega'da bir gözlemevi kurma görevi verdi 34). 2000 m yükseklikte Karakaya tepesindeki bu gözlemevi kitaplığında tarihçiler 400 000 kitap, broşür ve makalenin bulunduğunu söylerler 35). Gözlemevinde çoğunu Tusi'nin yaptığı bir çok astronomi aletleri vardı. Bu gözlemevinde Şam'dan Müeyyidüddin Urzi, Musul'dan Fahrüddin Maragi, Tiflis'den Fahrüddin Ahlati, Kazvin'den Necmüddin Kazvini biraraya toplandılar 36). Tusi 1261-1269 yılları arasında yaptığı gözlemleri "Zîci İlhan” (İlhan almanağı) ismi altında yayınladı 37). Tusi'nin ayrıca altı paftalık bir İslam Atlası yaptığı da söylenmektedir. İlhanlı hükümdarı Argun Han'ın oğlu ünlü bilgin GAZAN HAN (1271-1304), tarih astronomi, doğa bilimleri, tıp ve kimya ile uğraşmıştır. 1300 de Marega'ya uğrayıp gözlemevini incelemiş ve dönüşte Tebriz'in batı tarafındaki banliyosu Şem'de bir gözlemevi kurdurmuştur 38). Türk divan edebiyatının ilk şairlerinden GÜLŞEHRİ'nin 1301 de yazdığı Farsça manzum "Felekname" (Astronomi) adlı mesnevisinde ve 1317 de yine "Mantık-ut tayr" (Kuş mantığı) da bazı astronomi ve astrolojik konulara değinmiştir. Örnek olarak Ay tutulması için: Kendözinden çün değildir Ay nurı demiştir. Gülşehri'nin gökbilim (astronomi) ve yıldızbilim (astroloji) ile bu kadar yakından ilgilenmesi eserlerini Kırşehir'de veya bu şehrin dolaylarında yazmış olmasına bağlanabilir. Çünkü Gülşehri'nin yaşadığı yıllara yakın bir devirde Kırşehir'de Nureddin Cacebel tarafından özellikle gökbilmin okutulduğu bir medrese kurulduğu bilinmektedir. 1427 de BEDR-İ DİLŞAD ( Öl. 1404-5) tarafından da yazılan Muradname (Padişah 2. Murad adına yazmıştır), 10410 beyitlik aruz vezniyle yazılmış olup konuları içerisinde astrolojiye değinmiştir. Tanrının yeri sofa gibi düz, felekleri de kubbe gibi yuvarlak yarattığını, gözlem yaparak yıldız sayısının 29 000 olarak saptandığını, bunlardan yedisinin gezegen, diğerlerinin duran yıldızlar olduğunu söyler 39). 14. yüzyıl sonunda yaşamış olan ABDÜLVACİD, Horasan'dan Süleyman Şah zamanında (1368-1387) Anadolu'ya geçmiş ve Kütahya'ya yerleşmiş ve burada kurulan medreseye müderris olmuştur. 1403 de "Şerh'ün nihaye" (Son yorumlar) isimli yapıtından başka Usturlab isminde manzum bir yapıtı da vardır 40). ULUĞ BEY (1393-1449) astronomiye ilgisi yüzünden 1420 de Semerkant'ta kurduğu gözlemevinde KADIZADE RUMİ (1365-1430) ve Gıyasüddin CEMŞİDİ (Öl. 1429) 41) ile birlikte çalışarak "Zîci Gürgani" (Gürgan almanağı) veya "Zîci cedidi Sultanı" (Yeni sultan almanağı) isimli bir yıldız kataloğu meydana getirmişlerdir 42)43) Bu yapıt batıda 16. yüzyıla kadar pozisyon astronomisinin el kitabı olmuştur ve zamanının en mükemmel cetvelleridir. 1665 de Oxford'ta basılmış ve çeşitli Avrupa dillerine çevrilmiştir. Kameri ay başlarının saptanmasında bu cetvellerden hala yararlanıldığı söylenmektedir. Bu gözlemevinde çeyrek daire şeklinde sabit olarak yerleştirilmiş duvar kuadrant'ın yarıçapı 40 m kadar olup her dereceye yaklaşık 0.70 m karşılık gelmekteydi. Semerkant'taki ölçtükleri coğrafik koordinatlar bugünkülerle karşılaştırılırsa enlemde 1.5 dakikadan küçük farklılıklar olduğu görülür. 1425 de yazdığı "Risalet'ül Muhtiye" adındaki bir yapıtında π nin büyüklüğünü 60 lık sistemde verdikten sonra aynı değeri ondalık kesir ile tekrarlar. Kadızadenin vefatı ile Semerkand gözlemevine müdür olan ALİ KUŞÇU (Öl.1474/1475) Uluğ beyin yıldız kataloğuna yardım etmişti. Uluğ Bey'in öldürülmesi ile Tebriz'e geldi Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan tarafından Fatih Sultan Mehmed'e elçi olarak gönderildi. Fatih'in isteği üzerine İstanbul'da kalarak Ayasofya medresesinde müderris oldu44) . Astronomi konusundaki bir çalışmasını Fetih Risalesi (makalesi) adı ile Fatih Sultan Mehmed'e sundu. Ali Kuşçu, hesaplarında dünya çevresi için 8000 parasang (fersah) aldı. Osmanlı imparatorluğu içinde 16. yüzyılın ilk yarısına kadar pozitif bilimler alanında önemli bir gelişme göze çarpmamaktadır. Bu dönemde İmparatorluk doğuda İran ortalarına, güneyde Sudan'a kuzeyde Viyana kapılarına ve batıda Fas'a kadar genişlemişti. Daha sonraları batıda yapılan Rönesans ve Reform hareketlerinden Osmanlı Türkleri etkilenmemiştir. Kadızade Rumi'nin torunu, Kutbettin Mehmedin oğlu olan MİRİM (MEHMET) ÇELEBİ (Ölümü 1525) aynı zamanda anne tarafından büyük babası Ali Kuşçu'dur. İstanbul'da medrese eğitimi gördü, I. Selim zamanında Anadolu kazaskerliğine atandı. Daha çok astronomi konularında çalıştı. Türklerde gözleme dayanan bilimsel araştırmaların gelişmesinde büyük çaba gösterdi. Astroloji ile de ilgilendiği söylenmektedir. 1 derecelik açının sinüsünü daha hassas elde edebilmek amacı ile zamanına göre ilginç beş ayrı yöntem önermiştir 45). Kanuni zamanı matematikçilerinden Sultan Selim Camii muvakkidi (Zaman hesaplayıcısı) MUSTAFA bin Ali-yül MUVAKKIT "Tuhfet-üz zaman ve haridet-ül evan" adı ile yazdığı broşürde gökkürelerinin ve yıldızların niteliklerinden, deniz ve dağlardan bahsetmiştir. Yine Ayasofya kitaplığında bulunan "Tehlil-ül Mikat" adlı yapıtında rubu tahtası ve yükseklik ölçme yöntemleri açıklanmıştır. Bu yapıtta ayrıca nehir genişliği ve kuyu derinliklerinin rubu tahtası ile ölçümü de anlatılmıştır 46). III. Mahmud zamanında MAHMUD bin ALİ SİPAHİ-ZADE "Ev-zah-ül mesalik ilk marifet-il mimalik " adlı Arapça ve sonradan Türkçeye çevirdiği yapıtında yeryüzünün küre biçiminde olduğunu anlatır ve diğer bölümlerde denizler, göller ve ırmaklardan söz eder. Bu devirde MEHMED bin ÖMER BAYAZID bin AŞIK tarafından yazılan "Menazır-ül Avalin" adındaki coğrafya ve astronomi kitabı da meşhur olmuştur. Bu kitapta gök ve gök cisimleri açıklanırken cehennem ve cehennem halkı ile şeytanlardan, coğrafyadan ve hayvanlar ile insanların anatomisinden de bahsedilmektedir 47). MUSTAFA ZEKİ, Gıyasüddin Cemşidi'nin "Süllem-üs Semüa" isimli kitabını Türkçeye çevirmiştir. Bu yapıt gök cisimlerinin Dünya'dan uzaklığını gösterdiği gibi astronomi ile ilgili bazı esasları açıklamaktadır. Sultan Selim Muvakkiti MUSTAFA bin ALİ 1528 de "Usturlab", 1549 da Türkçe "Kürre-i Sema", Mukantarat risalesi ve bir başka yapıtı olan "Yedinci iklim"de yüz kentin İstanbul'dan uzaklığı ve kaç günde gidilebileceği belirtilmiş ve bununla eski tahmin ve yanlışlıklar düzeltilmiştir. Eyüp Sultan camii muvakkiti ressam ve Hezarfen Ahmet Ziya AKBULUT, çok sayıda güneş saati yapmıştır. Bunlardan en göze çarpanları, rasathane kütüphanesi, Ayasofya ve Topkapı müzeleri, Bayazıt'da belediye kütüphanesi bahçesinde yer almaktadır. Hem astronom hem takvimci olup iki taraflı, birbirine benzemeyen çeşitli rubu tahtaları yapmıştır. 1570 yılında TAKİYÜDDİN (1525-1585), II.Sultan Selim zamanında Tophane sırtlarında bir gözlemevi kurarak çalışmalara başladı (şekil-2.3). 1577 de görülen kuyrukluyıldız (şekil-2.4), 1578 deki veba salgını bahane edilerek 1579 da Şeyhülislam Kadızade Ahmet Şemsettin'in 3. Murad'a gönderdiği mektupta "gözlemlerin uzayın sırlarını öğrenme küstahlığı olduğu ve bu tür gözlem yapan devletlerin yıkıldığını bildirmiş, hurafelere inanan iradesiz hükümdar Kaptan Kılıç Ali Paşaya emir vererek denizden topa tutulmak suretiyle 1579 da yıktırılmıştır. Bu olayın aynı yıllarda Danimarkalı Astronom TYCHO BRAHE (1546 - 1601) ın gözlem yaptığı döneme rastlaması ve bu gözlemlerden KOPERNİK (1473-1543) in ünlü kuramı çıkarması Türk astronomisi adına büyük şanssızlık sayılır48). Avrupa dillerinden ilk astronomi çevirisi Fransız astronomu Noel DURCT (? -1650) "Ephermerides Motuum Celestium Richelianae ex Lansbergii Tabulis" Paris 1651 isimli bir astronomik cetveldir. Bu çeviri Osmanlı astronomu Tezkereci KÖSE İBRAHİM (Zigetvarlı) tarafından "Janjal al-aflak fi Ghayat al-idrak" ismi altında 1660 yılında yapılmıştır. Bu çeviri Osmanlı literatüründe KOPERNİK’ten söz eden ilk kitaptır. Osmanlılar kuramsal astronomi kitapları yerine daha çok devlet ve din işleriyle günlük yaşam için zorunlu olan takvim yapımına ve. zaman belirlemesine ilişkin gelişmelere yöneliyordu49). Matematik ve astronomi konularında çalışan bir bilgin olan HALİL FAİZ (1674-1721) "Hesap özeti", astroloji ile ilgili "Yıldızlarla uğraşma hesapları" ve "Gezegenler üzerine makaleler" kitaplarını yazdı 50). 18. yüzyılın ilk yarısında iki büyükelçi Paris ve Viyana gözlemevlerini ziyaret etti. 1748 de Hattı Mustafa Ef. Viyana gözlemevini ziyaret etti. III. Ahmet zamanında 1721 de ise Yirmisekiz Mehmet Çelebi Paris gözlemevini ziyaret etti ve gözlemevi direktörü J.D.CASSINI'nin verdiği astronomik cetvelleri dönüşünde İstanbul'a getirerek ilgililere verdi. 1733 de Hendesehane kuruldu. Bunu 1773 de Mühendishane-i Bahri-i Hümayun (Gemi Mühendisliği Devlet Okulu) ve 1795 de Mühendishane-i Berri-i Hümayun (Askeri Mühendislik Devlet Okulu) izledi. Bu okulların ders programlarında dil, matematik, coğrafya, istihkam, astronomi, atıcılık, harp tarihi dersleri okutuluyordu. 18. yüzyılın ikinci yarısında yabancı öğretmenler özellikle Fransız mühendisler eğitim kurumlarında ve topçuluk, gemicilik ve askeri mühendislik gibi alanlarda görev aldılar. İBRAHİM HAKKI (Erzurumlu) (1703-1780), Türkçe, Arapça, Farsça 54 yapıtı olup Marifetname isimli yapıtında bazı basit hesaplamalar ve astronomik bilgiler vermiştir. Soma yakınlarında Gelenbe bucağından GELENBEVİ İSMAİL ef. (1737-1799) kendisini yetiştirerek I. Sultan Hamid zamanında Mühendishane-i Bahri Hümayün (Denizcilik Devlet Mühendislik Okulu) de matematik hocalığı yapmıştır. Bir çok makalenin yanında "Hesap özeti", "Kesir Hesabı", "Logaritmalara dair", "Adla-i müsellesat" (Üçgen kenarları), üçgen çözümleri ve trigonometrik fonksiyonlara ilişkin işlem yapmağa elverişli bir cetveldir. Ensab adını verdiği logaritmaya ilişkin derin bilgisi vardır 51). ??? Şekil-2.3: İstanbul Rasathanesi (Ünver) ??? Şekil-2.4: Takiyuddin'in kuyrukluyıldızı (Ünver) 18. yüzyıl ortalarında İstanbul'da doğarak III. Mustafa zamanında yaşayan Laleli camii muvakkidi KALFAZADE İSMAİL ÇINARİ 1780 de Logaritmayı ülkemize tanıtan kişidir. III. Ahmet zamanında elçi olarak 1721 de Avrupa'ya giden Yirmisekiz Mehmet Çelebi'nin getirdiği astroloji ile ilgili kitaplar arasında gelen J.D.CASSİNİ'nin astronomi cetvelini yarım yüzyıl kitaplık raflarında durduktan sonra astrolojiye meraklı III. Mustafa'nın emri ile 1772 de dilimize çevirmiştir. Bu cetvelde Paris meridyenine göre yapılmış hesapları Süleyman-ı MAKAMİ (Katib-i Divani) İstanbul meridyenine ve İslam ülkelerinde kullanılan Arabi takvimine dönüştürerek 1798 de yayınladı. Bu yapıta "Zîc-i Cedid Hülasa-i Garra" adını verdi. FEYZİ EFENDİ (Ölümü 1814), mühendis ve matematikçidir. Sekstant kullanımına ait bir kitabı vardır. Kilid'ül Bahir (Çanakkale Boğazı) istihkamlarının takviyesi sırasında ölmüştür. III. Selim zamanında Mühtedi52) Osman ef. adlı bir tercüman 1779 da "Hediyyet'ül-Mühtedi" isimli Avusturya Almancası ve Fransızca yapıtlardan yararlanılarak askeri amaçlı bir geometri kitabı yazdı. Bu kitapta geometrik şekillerin ve bazı büyüklüklerin ölçülme usullerinden bahsetmektedir. Bu kitapta ayrıca 1 zira = 24 parmak ve 1 parmak = 6 orta boy arpanın bitişik olarak yanyana durması ile oluşan uzunluk olarak tanımlanmıştır. Halbuki Hıristiyanların birimi ayak olup 1 ayak = 12 parmak ve her parmak bizim parmağa uygun düşmektedir. Ayakları ise tamamen bizim yarım zira'mıza eşittir. Fakat Hıristiyan mühendisler güçlük olmaması için bir ayağı 10 çizgiye ve 1 çizgiyi de 10 nokta'ya bölerek kullanagelmişlerdir. Kırım'ın Taman kasabasında doğmuş ve Mühendishanede 1806-1817 yıllarında başhocalık yapmış olan Hüseyin Rıfkı TAMANİ (Öl. 1817) modern batı biliminin Osmanlıya girmesinde öncülük etmiş, logaritma ve İngiliz matematikçilerinden J.Bonneycastle'nin Öklid geometrisine ilişkin bir kitabını "Usulü hendese" isimle çevirerek 1797 de İstanbul'da yayınlamış ve bu kitap uzun süre Mühendishanede ders kitabı olarak okutulmuştur. BAŞHOCA İSHAK EFENDİ (1748-1835), sonradan Müslüman olan bir Musevi mühendisin oğlu olup, bir çok dil bilen bu matematik bilgini Mühendishane-i Berri Hümayün'da matematik öğretmenliği ve rektörlük yaptı. 1831-34 yılları arasında dört ciltlik "Küllüyatı umumi riyaziye" ile Osmanlı matematikçilerinin öncüsü sayılır. 1835 de basılan "Aksül meraya fi ahzi'z zevaya" (Ters açılı prizmalar) yapıtında oktant, sekstant ve akromatik daire gibi ölçü aletlerinin kullanım ve ayarı, açı ölçmede uygulanan kurallar, enlem, boylam ve azimut belirlemelerinden bahsetmektedir 53). Bu yapıtta ayrıca paralaks açısı ve güneş paralaksına ilişkin bir cetvel, ışığın kırılması ve güneş ışığının kırılmasına ilişkin bir cetvel, gezegenlerin görünür çapları, görünür ufuk ile gerçek ufuk arasındaki farkın ölçülmesi, deniz kenarında veya gemide boylamların ölçülmesi, karada uzaklık ölçülmesi ve yanına varılamıyan uzaklıkların bulunması gibi konuları içermektedir. "Kavaid-i Ressamiye" (Resimlemenin kuralları) isimli yapıtında arazi ölçü kurallarından bahsetmektedir. "Risale-i Ceyb" (Sinüs makalesi) ise zaman saptaması konularını içermekte özellikle kentlere göre saat farklarını belirten bir bölüm vardır. "Mecmua-i Ulum-i Riyaziye" (Matematik bilimleri Dergisi) adıyla 1831-34 yıllarında 4 cilt olarak İstanbul'da basılan ve 1841-45 yıllarında Kahire'de 2. baskısı yapılan bu ünlü yapıtın II. cildinde düzlem trigonometri, cebir kurallarının geometriye uygulanması, ve geometri problemlerine cebir yoluyla getirilen çözümler açıklanır. Geometri uygulamalarında nivelman, bir yerin haritasının çıkarılması, kale istihkamında gerekli geometrik hesaplamalar, arazi ölçümü gibi konular yer almaktadır. Bu ansiklopedik yapıtın IV. cildinde astronomi yer almakta , ufuk dairesi ekinoks çizgisi, meridyen, enlem, boylam, zodyak vb temel astronomi bilgileri, zaman tayini, ışık kırılmasının astronomik gözlemlere etkisi, gök cisimlerinin sınıflandırılması, gezegenler ve hareketleri konu edilmekte, Batlamyus, Tycho Brahe, Kopernikus ve Kepler yasaları tanıtılmakta, çekim kuvvet, gök cisimleri ve gezegen hareketlerine etkisi, Güneş ve yer hareketleri, Güneş ve Ay tutulmaları, uydular ve kuyruklu yıldızlara ait bilgiler verilmektedir. II. Mahmut döneminde (1808-1839) tanınmış Fransız astronomlarından LALANDE (1732-1807) nin astronomi cetvelleri de MÜNECCİM-İ SAMİ MÜMİNZADE HÜSNÜ tarafından "Tercüme-i Zîc-i Cedid" (Yeni kataloğun çevirisi) adı ile Türkçeye çevrildi. TEVFİK PAŞA (Vidinli) (1832-1901) askeri okullarda matematik dersleri verdi, cebir ile ilgili bir kitap yazdı 54). 1880 lerde öğretim kurumlarımızdan Mühendishanede fen dersi olarak matematik, mekanik, coğrafya, istihkam, astronomi gibi dersler ve askerlikle ilgili konular gösteriliyordu. Türk matematikçilerinin ünlülerinden SALİH ZEKİ (1864-1921), bir çok kitapları arasında genel çekim, olasılık hesabı, analitik geometri, dalga teorisi, matematik, astronomi, termodinamik, elektromagnetizme, fonetik, Kamus-i riyaziyat (matematik sözlüğü), asari bakiye (Trigonometri tarihi) kitaplarını yazmıştır 55). HÜSEYİN HİLMİ (öl.1924), Sultan Selim camiinde muvakkitlik yapmış, Darülhilafe medreseleri astronomi öğretmeni, müneccimbaşı ve takvim sahibidir. Resmi son müneccimbaşımız (yıldız falcısı) olup astronomi, fizik, matematik, geometri, takvim ve güneş saati konularında çalışmalar yapmıştır. 1935 de İstanbul Üniversitesi Gözlemevi Alman astronomu E.F.FREUNDLICH tarafından kurulmuştur. Doktora yapan ilk Türk astronomu ise Tevfik Oktay KABAKÇIOĞLU (1910-1971) dur. Bu sayılan bilim adamlarının dışında 20 yüzyıl başına kadar Darülfünun (Üniversite) ile sivil ve askeri okullarda batı yöntemlerle öğretim yapmış, yazma ve çeviri yapıtlar yazmış değerli matematikçiler yetişmiştir. Bunları da kısaca isimleri ile sayarsak:Palabıyık hoca, Masdariyecizade Hüseyin ef., Beyşehir müftüsü Hacı Mahmutzade, Emin Paşa, Yusuf Sinan Paşa, Tahir paşa, Ethem paşa, Cemal paşa, Margosyan, Yusufyan, Karatodori paşa, Tahsin bey, Şükrü bey, Mehmet Nadir, Emin Kalmuk, Salim Tunakan, Kerim Erim (1894-1952), Fatin Gökmen (1877-1955) dir. 2.2 ESKİ TÜRKLERDE VE OSMANLILARDA HARİTACILIK 1076 yılında KAŞGARLI MAHMUD (El Kaşgari) "Divanü-Lügat-it-Türk" (Türkçe sözlük) isimli bir yapıtında bir dünya haritası çizmiştir. Bu harita Orta Asyanın büyük bir kısmını Çin ve Kuzey Afrikayı içermektedir. Batıda ise Volga nehrini fazla geçmemektedir. Dünya'nın tepsi gibi düz ve yuvarlak olduğu kabul edilen bu dünya haritası, çeşitli ülkelerin birbirlerine göre konumu belirtilmiş bir kroki görünümündedir. O zamanki başkent Balasagun ise haritanın merkezindedir56) Haritanın yazılara göre üst tarafı Güneşin doğduğu yön olan doğu seçilmişti (şekil -2.5 ve 2.6). Karadeniz ve Marmaranın 1400 yıllarında bile Venedikliler ve Cenevizliler tarafından elle yapılmış haritaları vardır. 1416 da İbrahim KATİBİ bir harita çizmiştir. 1456 da Trablusgarplı İBRAHİM MÜRSEL (Mürsiyeli İbrahim) bir Türk denizcisi olarak Akdeniz haritası çizdi. 1460 yılında ise Güney Avrupa haritası yapmıştır. EL İSTAHRİ (Ebu İshak İbrahim bin Muhammed el Farisi el İstahri) (15. yüzyıl), "Kitab al masalik val mamalik" (Masallar ve Ülkeler) isimli yapıtında dünyanın çeşitli yerlerine ait 20 harita vardır. Bu kitap yaklaşık 1460 yıllarında Karakoyunlu Türkmen imparatorluğu Şehzadesi Pir Budak zamanında yazılmıştır (şekil-2.7 ve 2.8). Türk Amiralı PİRİ REİS (1470-1554) Osmanlı donanmasının hakim olduğu denizlere ait "Kitabı Bahriye" adında 1483 de yazdığı kitapta çeşitli liman, koy, körfez, kıyı, kale vb yerlere ait haritalarla bu denizlerdeki gemiciliğe ait akıntılar, sığyerler, tehlikeli kayalık yerlere ait bilgileri de vermiştir (şekil-2.9). 1513 yılında Piri Reis Gelibolu'da ceylan derisi üzerine bir dünya haritası çizmiştir. 21 parçadan meydana gelen bu haritanın 65x90 cm lik bir paftası Topkapı müzesindedir. Colombusun 1489 tarihli bir haritasından da yararlandığını söyleyen Piri Reis'in bu tarihte Amerika'nın içerlerini ve güney kutbundaki dağları da gösteren bu haritayı nasıl yaptığı bilim adamlarınca merak ??? Şekil-2.5: Kaşgarlı Mahmud’un Dünya haritası (1076) (Ülkütaşır) ??? Şekil-2.6:Kaşgarlı Mahmud'un Dünya haritası çevirisi ??? Şekil -2.7 İstahri'nin Dünya haritası ??? Şekil-2.8 İstahri'nin Dünya haritası -Çeviri- konusu olmuştur. Bu haritayı 1517 yılında Mısır'da Yavuz Sultan Selim'e takdim etmiştir. Bu harita 1929 yılında Topkapı müzesinin eski eserler müzesi haline getirildiği sırada Milli müzeler müdürü Halil ELDEM tarafından bulunmuş ve Alman doğu bilimleri uzmanı KAHLE ile birlikte incelenmiştir (şekil-2.10). Ayrıca "Hadikat'ül Bahriye", "Netayic'ül-Efkar fi Cezayir'ül Bihar", Bilad'ül- Aminat ve harita yapımıyla ilgili"Eşkalname"(o zamanlar haritaya eşkal deniliyordu) adında bir bilim kitabı ile 1528 tarihini taşıyan "Hind Denizi Haritası" gibi yapıtları Deniz Müzesindedir. Piri Reis Hürmüz kalesinin kuşatılmasında uğradığı iftira yüzünden 1554 de katledildi. 57) MATRAKÇI NASUH (Ölümü 1533) haritacı anlayışı minyatüre uygulayan ilk ressamdır. Sopa veya demirci çekici ile yapılan ve bir çeşit harp oyunu olan matrak (Mitrak) oyunu mucididir. Menazil (Hedefler) isimli yapıtında 16. yüzyılda yapılmış Anadolu atlası vardır."Umdet'ül-Hisab" (Hesabın ilkeleri) isminde bir yapıtı (1517) ve "Beyan-menazil-i sefer-i Irakeyn" ismindeki kitabında Kanuni'nin 1534 de Irak seferine katılarak İstanbul-Tebriz-Bağdat-Tebriz-Diyarbakır-Halep-İstanbul geçkisi üzerinde fethedilen yerleri, kaleleri isim ve güzel haritalarla anlatır 58)-63) Kanuni Sultan Süleyman saltanatı sıralarında devlet hizmetine giren Sinop'lu bir aileye mensup sonradan Amiral olan SEYDİ ALİ REİS, (? -1563) deniz astronomisini ve deniz coğrafyasını çok iyi bilen bir bilgindi. Piri Reis'in donanmasını Basra'dan Süveyş'e getirme görevi verildi 64). Ancak bazı nedenlerden dolayı dört yıllık (1553-57) uzun ve maceralı bir yolculuktan sonra Edirne'ye dönebilmiştir. Bu seyahatı Bursa-Konya- Kayseri-Halep-Urfa-Musul-Bağdat-Basra-Hürmüz Boğazı -Ahmadabad-Delhi -Lahor-Kabil-Semerkand- Buhara- Farab -Merv- Tus -Nişabür -Bağdat- Musul- Mardin- Diyarbakır- Sıvas-Ankara-İstanbul-Edirne geçkisini izleyerek Arapça ve Farsçadan yaptığı derlemelerle "Miratül Memalik" (Ülkelerin aynası) adlı yapıtı yazmıştır 65). Bu kitap 1815 de Almancaya, 1826 da Fransızcaya, 1899 da İngilizceye, 1963 de Rusçaya çevrilmiştir. 1554 de Ahmedabad'ta yazdığı "Mohit" (Okyanus) çeşitli batı dillerine çevrilmiştir66). 10 bölümlük bu kitapta yön bulma, azimut ve yıldızların yüksekliklerinin hesabı, zaman hesabı, takvim, güneş ve Ay'a bağlı tanımlanan yıllar, denizcilikte önemli bazı yıldızların doğmaları, batmaları ve adları, ünlü limanlarla adaların enlemleri, astronomiye ait bilgiler ve bazı limanların arasındaki uzaklıklar, Hind Okyanusundaki adalar, kıyılar, rüzgarlar, ünlü limanlar ve topografik coğrafya konularını içermektedir. Bir başka yapıtı "Mirat-ül Kainat (Kainatın aynası)67) kitabı da Farsça ve Arapça bir çok kitaplardan derlenmiş olup bir çok astronomi aletinin tanımı ve kullanılışı, güneşin yüksekliği, yıldızların konumu, kıble, öğle zamanı saptanması, nehir genişliği saptanması, rubu tahtası ve usturlab'ın yapım ve kullanılışı konularını içermektedir. ??? Şekil-2.9:Piri Reis'in "Kitabı Bahriye"sinde Venedik (Aygün) ??? Şekil-2.10:Piri Reis'in Amerika haritası (1513) 1549 da Halep'te Ali Kuşçu'nun astronomi ile ilgili Fethiye yapıtının Türkçesine bazı ilaveler koyarak "Hülaset'el-Haya" ismini vermiştir 68). Seydi Ali Reis yerin yuvarlak olduğunu, dağların yüksekliğinin yerin yuvarlaklığını bozmayacağını söylemiş ve yer yarıçapının 1545 fersah olduğunu yazmış, ağır cisimlerin yerin merkezine doğru düştüklerini eklemiştir. Ancak yerin günlük hareketini kabul etmediğini göstermek için de o zamana kadar ileri sürülen kanıtları açıklamıştır 68a) Osmanlı korsan reislerinden olan ve daha sonra Osmanlı donanması hassa reisleri arasına katılan ALİ MACAR REİS tarafından 1567 de dokuz ceylan derisi üzerine çizilen 31x43 cm boyutlu yedi haritadan oluşan ve Topkapı müzesinde bulunan bir atlasta bulunan haritalar sıra ile:
haritaları vardır. Ali Macar Reis'in yapıtları 1935 de cumhuriyetin kültür yayınlarından biri olarak basılmıştır 69). Büyük Türk gezgincilerinden MEHMET AŞIK (1555-?) 21 yaşında geziye çıkarak 25 yıl içinde bir çok ülke gezmiş ve gezi notları 1595 de "Menazır-ül Avalim" (Dünyanın görünümü) adıyla basılmıştır. 1590 da Menemenli MEHMET REİS'in çizdiği bir Akdeniz haritası Venedik'te Correr müzesindedir. Benzer şekilde 16. yüzyılda Tunus'lu Hacı Ahmed'in Dünya haritası Venedik'te San Marco kütüphanesindedir. Arapça ve Farsçayı çok iyi bilen ve tarih, coğrafya, bibliyografya ve toplum bilimi alanlarında 27 yapıtı bulunan KATİP ÇELEBİ (1609-1657) Girit seferi dolayısı ile (1645-46) haritaların nasıl yapıldığını öğrendi. En önemli yapıtı "Cihannüma" (Dünyayı gösteren) coğrafya alanında doğu görüşten batı görüşe geçişte bir dönüm noktasıdır. Beş haritalı, 75 sayfa olan ve 1648 de yazılmağa başlanan bu kitapta Dünyanın yuvarlaklığı üstüne kanıtlar verildikten sonra Japonya'dan Erzurum ve Irak'a kadar ülkelerin coğrafyasını, kısa tarihini, bitki ve hayvanlar alemini anlatmaktadır. "Keşf-üz-Zunun" (sanıların keşfi) isimli kitabı da ünlüdür. 1727 de basımevinin icadından hemen sonra 1732 de basılan bu kitap çeşitli dillere çevrilmiştir. Katip Çelebinin bundan başka "Kozmoğrafya" adında bir kitabı daha vardır. İstanbul'da ilk defa pusula sapmasını belirlemiştir 70). 17. yüzyılda İstanbul'da 8 dükkanda 15 kişi haritacılık yapmaktaydı. Bunlar birkaç dili özellikle Latinceyi çok iyi bildikleri için yazarların kitaplarını okuyarak yeryüzü şekillerini çizmekteydiler. Ayrıca pusula yapılan 10 dükkanda da 45 kişi, kum saati yapılan 15 dükkanda 45 kişi çalışmaktaydı. 17. Yüzyılın en büyük gezgin ve yazarlarından biri olan EVLİYA ÇELEBİ (1611-1682) Osmanlı ülkesinin içinde ve dışında 50 yıl geziler yaparak ve 22 savaşa katılarak bunları 6000 sayfada 10 cilt halinde yazmıştır. 1.Cilt İstanbul'a ait olup diğer 9 ciltte Anadolu, Trakya, Yunanistan, Arnavutluk, Bulgaristan, Romanya, Yugoslavya, Ege ve Akdeniz adalarından bir kısmı, Kırım, Bağdat, Musul, Suriye, Filistin, Mısır, Mekke, Medine, Kafkasya, Macaristan, Batı İran, Azerbaycan, Sudan, Habeşistan, Güney Rusya, Lehistan, Avusturya, Güney Almanya, Hollanda, Danimarka, İsveç ülkeleri yer almıştır. Bazı abartmaları, yapmış olduğunu iddia ettiği bazı gezilerine gölge düşürmüştür. 1683 de Alain MALLET İstanbul planı yaptı. Bilimsel kitapların yayılması ilk basımevinin 1727 de İBRAHİM MÜTEFERRİKA (1674-1745) tarafından kurulması ile başladı 71). İbrahim Müteferrika'nın ilk bastığı kitap 1729 da Sahhahi Cevheri'nin çevirisi olan "Vankolu sözlüğü"dür. Tanzimatın ilanından önce (1839) basılı kitaplar daha çok askeri konular iken bu tarihten sonraki sivil ve sosyal amaçlı olup tıp ve matematik kitapları artmış, coğrafya, astronomi ve askerlik sanatı konusundaki kitaplar azalmıştır 72). Burada İslam dini ile ilgili eserlerin Kur'an. hadis, fıkıh, tefsir, kelam konularını kapsayan kitapların basılması yasaklandı. 18. yüzyılın başında Şeyhülislam İshakzade Esat ef. verdiği fetva ile kitapların yasaklanmasını amaçlayan geniş bir direnişe geçildi. Aşırı şeriatçı şeyhülislamlar yalnız deney bilimlerine değil, tasavvuf ve felsefeye de karşı çıktılar. 1727 de basımevinin kurulmasından sonra kaleme alındığı bilinen ilk Türkçe fen yayını mühendishane hocalarından İshak ef. nin 4 ciltlik yapıtı "Mecmua-ı ulum-i riyazieye" (1831-34) dür. Bu yapıtın 2. baskısı 1841-45 de Kahire'de yapılmıştır. 1730 da Johann Babtist HOMANN (1664-1724), İstanbul Boğazının yanlış çizilmiş haritasını yaptı. Osmanlı İmparatorluğu'nun büyük bir alana yayılması, Avrupa ile doğrudan coğrafi ilişki, Osmanlıların Avrupa'daki gelişmeleri izlemesine olanak sağlıyordu. Diğer taraftan diplomatlar, seyyahlar, tüccarlar, denizciler, göçmenler, Avrupa'daki dini baskıdan kaçan Musevi ve Hiristiyanlar ile de bu ilişki sağlanıyordu. 1760 yılında Fransız haritacılarından D'ANVİLLE, Anadolu'nun ilk ciddi harita çalışmasını yapmıştır. Alman gezgini Carsten NİEBUHR'un Anadolu seyahatları (1766-67) sonunda elde ettiği bilgileri içeren Anadolu haritaları ancak 1837 de 1:775 000 ve 1:1 150 000 ölçeklerinde basılmıştır. 1770 de Fransız ve 1812 de İngiliz subayları tarafından batı ve güney sahillerimizin ilk denizcilik haritaları alınmıştır. 1776 da F.R. KAUFFER, İstanbul kenti planı yaptı 73) . İngilizler tarafından 1784-88 yılları arasında Amiral TEÜGE, 1820 yılında Albay COTYE ve 1830-32 arasında Albay LAYONS ve GREY tarafından denizlerimizde hidrografik ölçmeler ve haritalar yapılmıştır. Daha sonra 1833 den itibaren İngiliz hidrograflarından WORTON başta olmak üzere PHILIP, SPRAT, WOODS ve MANSEL bu ölçülere devam etmişlerdir. 1785 de MUSTAFA RESMİ ipekli kumaş üzerine renkli yapılmış 0.70x1.20 m boyutlu Karadeniz ve Akdeniz haritasını çizdi (haritalarını, Mustafa: Amel-ressam hıfzı Enderun Hazret-i Sadrı Ali olarak imzalamıştır). 18. yüzyılın sonunda J.RENNEL bir Batı Asya haritası hazırlamış ve 1832 de yayınlanmıştır. 1803 de mükemmel ilk Türkçe atlas, Darüt-tabaati'l-Amire adını taşıyan basımevi müdürü Müderris ABDURRAHMAN efendi tarafından İstanbul'da basıldı. Bu atlas birçok kaynaklardan ve Avrupa'da yapılan atlaslardan yararlanılarak yapılmıştır. Atlasın başında 79 sayfalık astronomi ve coğrafya bilgilerini içeren bir bölüm bulunmakta, bunu renkli haritalar izlemektedir. Abdurrahman efendi. III. Selim zamanında Mühendishane-i Berri-i Hümayün'da (Devlet Kara mühendislik Okulu) geometri öğretmenliği yapmıştır 1807 de Napoleon'un göndermiş olduğu subaylar Toros ve Kızılırmak havalisinde yol boyu haritaları almak için çalışmışlardır. 1822 de LAPİE tarafından Rumeli ve Batı Anadolu haritası yayınlanmıştır. Bunu İngilizler takip etmişlerdir. 1836 da Güney Anadolu'daki Chesney heyeti, Batı ve Güney Anadolu'da Sprat heyetleri bu kapsamdadır. İlk Deniz haritası 1830 yılında Heybeliada Deniz Harp Okulunda basılan Karadeniz haritasıdır. Karadeniz kıyılarımız haritasını ilk defa MANGANARI adında bir Rus yüzbaşısı 1823-1836 yılları arasında yapmıştır. Bu haritalar 1835 tarihini taşımaktadır. Yine 1835 tarihini taşıyan Rus haritalarından çevrilerek basılmış İstanbul ve Boğaziçi haritaları vardır. Marmara Denizi ise yine Manganari tarafından 1845-1848 arasında çalışarak ve iskandil ölçüleri ile yapılmış olup bu çalışmalarla amiral rütbesini kazanan Manganari, ayrıca bir Marmara kılavuzu yazmıştır. Rusların bu ölçülerine Osmanlılar "Gül sefid" isminde bir kurvet ile katılmışlardır. Karadeniz'in 1265 H. de ikinci bir defa daha Ruslar tarafından ölçülmesinde de yine Osmanlıların "Ahter" ve Neyyiri Zafer" isimli gemi ile ortaklaşa çalışmaları olmuştur74). Deniz haritaları için ölçü gemisi olarak 1845-1914 arasında Gül sefit, Ahter ve Neyyiri zafer kurvetleri, 1914-1932 arasında ise Beyrut yatı, Zuhaf kurveti, Galata yatı ve Aydın Reis gambotu kullanılmıştır. Bunlardan başka okul gemisi olup da ölçü işlerinde kullanılan Mehmet Selim fırkateyni, Heybet nüma kurveti, Nüveydi fütuh Briki de sayılabilir. II. Mahmud zamanında, 1835-39 yılları arasında Osmanlı ordusunda hocalık için getirilen ve paşa ünvanı verilen Helmuth v. MOLTKE (1800-1891), 1836-37 yıllarında İstanbul'un 1:25 000 ölçekli, 1837 de Çanakkale Boğazı'nın 1:20 000 ölçekli plançete ile haritasını yaptı. 1838 de Anadolu'da sekiz paftalık (Musul, Elazığ, Birecik, Samsun, Ankara, Urfa, Maraş) haritalarını yaptı. Bu çalışmalar sırasında Nemrut Dağı'nda Komonague tapınağını buldu. 1839 da İbrahim Paşa'nın idaresindeki Mısır ordusuna karşı Çerkez Hafız Mehmed Paşa'nın maiyetinde bulunmuş ancak anlaşamamışlardır. Berlin'e döndüğünde Türkiye çalışmaları için nişan verildi 75). 1850 de Mühendishane öğrencileri İstanbul şehrinin planını yaptılar. 1853 yılında İstanbul Boğazından Varna limanına kadar olan kıyı bölgesi AHMET HOCA ve İngiliz WOODS tarafından ölçülmüştür. 19. Yüzyılın ilk yarısında haritalarımız, ya istila ordularına ait subaylar ya da Osmanlı İmparatorluğu ordusunu düzenleme için çağrılmış yabancı askeri heyetlerin haritacıları tarafından yapılmıştır. 1857-1901 yılları arasında Anadolu, sayıları bir hayli fazla olan gezginler tarafından gezilmiş ve bu gezginlerin hazırladıkları haritalar kendi ülkelerinde bastırılmış ve bu haritaların bir kısmı açıklanmış bir kısmı da gizli tutulmuştur. Alman subayları, haritacılık sahasına bu tarihlerden sonra girmişlerdir. 1826-33 arasında Avusturyalı PROKESCH von OSTEN, 1836 dan itibaren İngiliz HAMİLTON, 1838-41 arasında İngiliz AINSWORTH, 1835-38 arasında BRANT 1830 da Fransız arkeologu TEXIER, HAMMAIRE DE HELL, 1842 de SCHÖNBORN, 1843 de KOCH, Rus doğa bilimcisi TCHİHATCEFF'in 1847-63 yılları arasındaki çalışmalardan 1853 de Küçük Asya isimli yapıtı, 1837 de Trakya'da Fransız jeologu AMİ BONE ve 10 yıl sonra aynı alanda VİQUESNEL, 1869 da F.v.HOCHSTETTER çalışmalar yapmışlardır. Alman harita uzmanı Heinrich KIEPERT (1818-1899), 1841-88 arasında Türkiye'ye gelerek önceleri Anadolu'nun kuzey batısında altı paftalık 1:400 000 ölçekli haritasını yapmıştır. 1854 yılında tekrar bu bölgede çalışmalar yapılarak bu haritalar basılmış ve diğer ölçekte haritalar üretilmiştir. Daha sonra oğlu Richard KIEPERT babasının yaptığı işlere devam ederek batıdan orta Anadolu'ya kadar olan bölgenin 1902-06 arası 24 paftalık 1:400 000 ölçekli haritasını yaptı. H.Kiepert'in 1884 yılında yaptığı harita karayolları ve demiryolları revizyonlu olarak işlenip 1889 da tekrar basıldı 76). Kiepert'in yaptığı haritalar: 1844 : 1:1 000 000 ölçekli Anadolu, 1844 : 1:1 000 000 ve 1:2500000 ölçekli Osmanlı İmparatorluğu, 1853 : 1: 3 600 000 ölçekli Anadolu, Kafkasya, Batı İran, 1854 : 1: 500 000 ölçekli Anadolu haritası, 1868 : 1: 250 000 ölçekli Batı Anadolu haritası, 1884 : 1: 1 500 000 ölçekli Anadolu haritası, 1897 : 1: 4 000 000 ölçekli Asya Türkiyesi haritasıdır. Bütün bu çalışmaların sonucu olarak Anadolu topografyasının ana hatları ortaya çıkmış ve bu haritalardan 1:200 000 ölçekli haritalarımız çıkıncaya kadar yararlanılmıştır 1863-1880 yılları arasında C.STOLPE İstanbulun 1:15 000 ölçekli haritasını çizdi. VINCKE, FISCHER, ve MÜLBACH gibi Alman haritacılarının gelmeleri de bu zamana rastlamaktadır. Şubat 1839 da Osmanlı hizmetinde olan Prusya subayı Binbaşı F. v. VINCKE Ankara'nın planını yaptı. 1:6250 ölçekli bu harita 1854 de Berlin'de basılarak Ankara vilayeti valisi Müşir (mareşal) İzzet Paşa'ya takdim edildi. Asker haritacıların yanısıra 19. yüzyılın ilk yarısında ülkemizde arkeolog, jeolog gibi gezgincilerin gelmeleri ile de değişik amaçlarla yapılmış mevzii haritalar ortaya çıkmıştır. 1864 yılında Türk hükümeti tarafından Filistin'de (Hicaz hattı) demiryolu görevi verilen Alman inşaat mühendisi Carl HUMANN (1839-1896), daha sonraları İstanbul-İzmir arasındaki karayolu etüdünü yaparken Bergama'daki harabeleri keşfederek Türk hükümetinin izni ve Prusya devletinin önerisi üzerine Bergama tapınağını ortaya çıkardı (1886).Çeşitli ölçekte Bergama haritası yaptı 77). Bu konu ile ilgili olarak 1870 de Alman arkeologu Heinrich SCHLİEMANN (1822-1890), Homeros'un şiirlerinden Truva'yı bulmak için Truva'nın yeri olduğu sanılan hisarlıkta kazılara başladı. 1884 de Bergama'da ve 1891-94 arasında da Manisa'da arkeolojik kazılar yaparak bu kazılar sonucunda ortaya çıkan tapınağı Berlin'e götürdü. Buradan da İkinci Dünya Savaşı sonunda Moskova'ya taşındı. 1868 yılında Paris'te öğrenimde bulunan Üstğ.Hafız ALİ (ŞEREF) (Ölümü 1907) bir "Yeni Atlas" hazırlamıştır. 23x33 cm boyutlu bu atlas 22 adet haritayı içermektedir 78) . Daha sonra 1896 da genelkurmayda çalışırken Kiepert'in Anadolu haritasını Türkçeye çevirmiştir. Ayrıca 73 paftadan ibaret Rumeli haritasını çizmiş, okullar için büyük bir duvar haritası hazırlamıştır. 1877 Osmanlı-Rus savaşında Ruslar, Erzurum'a kadar olan sahanın ve Trakya mıntıkasının 1:210 000 ölçeğinde haritalarını yaptılar. 1895 de Süleyman ASAF İstanbul Boğazı haritası yaptı. 2.3. ÖLÇME ALETLERİNE TARİHSEL BAKIŞ Uzunluk Ölçme Aletleri Uzunluk ölçmek için 10, 20, 30, 50 m boylarında bez, muşamba veya çelikten yapılmış şeritler kullanılıyordu. Uzunluk ölçmede 3 m uzunluğunda tahta latalar ve 10 veya 20 m uzunluğunda ölçme zincirileri de kullanılmıştır. Bu zincirler birbirlerine demir halkalarla bağlı demir çubuklardan oluşmuştur. Çubukların boyları halkaların yarıçapları da dahil 20 cm dir. Metreler bakır veya pirinç halkalar ile ve her beş metre pirinç levha ile belirlenmiştir. Santimetre okumaları, birlikte kullanılan 20 cm lik cetveller ile yapılmaktaydı. Astrolab Daha çok bir astronomi aleti olarak yıldız yakalayan anlamına gelen bu alete usturlab da denmektedir. Eski Yunanlılılar zamanında yapılmış ve daha sonra Araplar tarafından geliştirilmiştir. Yuvarlak daire biçiminde bir şekli olup serbest el ile kulpundan asıldığında kendi ağırlığı ile düşey durumunda iken üzerindeki bir kadranı yardımı ile gök cisimlerinin yükseklik açılarını ölçmeğe yarayan bir alet olup bulunulan yerin enlemine uygun olarak takılan ek daire biçimindeki halkalar ve usturlab üzerine çizilen grafikler ile yerel zamana ait bilgileri söz gelimi Güneşin doğuşu ve batışı, namaz saatleri, kıble yönü vb işlerde kullanıldılar. Bu alet yatay bir biçimde tutularak yatay bir düzlemdeki açıların ölçümünde de yararlanıldı 79) (şekil -2.11). Rubu Tahtası Kuadrant da denilen bu alet bir dairenin çeyreği şeklinde olup gök cisimlerinin veya yüksekliği ölçülecek bina, kule gibi bir objenin eğim açısını ölçmek için kullanıldı. Alet düşey düzlemde tutularak bir kenarı üzerinde gözleme düzeni ile hedefe bakılmakta ve daire merkezinden aşağıya doğru sarkan bir çekülün bölümlemedeki değeri okunmaktadır 80) (şekil-2.12). ??? Şekil-2.11:Astrolab (Usturlab) ??? Şekil- 2.12:Rubu tahtası ??? Şekil- 2.13: Sekstant Sekstant İlkesi kuadrant (Rubu tahtası) denilen çeyrek daireden kaynaklanan bu alet dairenin altıda biri olmasından ismini almıştır ve günümüzde özellikle denizcilikte uzun süre kullanılmıştır (şekil-2.13)81) . A, hareketli ayna ve AM kolu yay üzerinde hareket ettikçe bu kola sabit olan A aynası da birlikte döner. B aynası ise sabitttir ve ortasında bir delik bulunmaktadır. Bu ayna AH koluna paralel olacak şekilde takılmıştır. C noktasındaki ölçücü Güneş veya objeden gelen ışının A ve B aynalarından kırılarak dürbün içerisindeki görüntüsünü görecek şekilde AM hareketli kolunu hareket ettirir. Bu şekilde BD ve AH paralel olduğundan ölçülecek açı α = 2β olur. 60o lik HN yayı 120 ye bölündüğünde 2 ile çarpmağa gerek kalmadan M noktasında okunan açı objenin yatayla yaptığı a açısıdır. Alidat Nivellatris (Hedefeli mıstıra)82) 1:200 000 ölçekli istikşaf haritalarının yapılmasında kullanılan bu alet plançete sehpası üzerinde bulunan bir cetvel ve bu cetvelin her iki ucunda düşey durumda bulunan madeni gözlem hedefelerinden yararlanarak eğim ölçmektedir (şekil-2.14). Göze yakın hedefede 3 delik ve cetvelin ucundaki hedefede dikdörtgen biçiminde yukardan aşağıya doğru dar bir pencere olup bu pencerenin ortasında yukardan aşağıya doğru gerilmiş bir kıl vardır. Pencerenin iki tarafında 0-40 arasında eşit aralıklı bölümleme vardır. Noktanın konumuna göre uygun deliklerin birinden bakarak cetvelde k değeri okunur ve a/k =S/h ilişkisinde a değeri sabit olduğundan grafik önden kestirme ile bulunan S uzaklıkları ile h = S.k/a (k/a=tan α) ilişkisinden yükseklik farkları bulunur. ??? Şekil-2.14: Alidat Nivelatris Küçük ölçekli haritalarda alet yüksekliği dikkate alınmaz. 1:200 000 ölçekli harita nirengisine seri nirengi yani istikşaf nirengisi denir. Bu nirengi sisteminde arazi üzerinde işaret konulmaz. Tepeler doğrudan doğruya nirengi noktası olarak kestirilmiştir. Çünkü bu ölçekte yatay hata sınır 50 m olduğundan bir işaretin gözleme için dikilmesi gereksiz kabul edilmiştir. Bu alet 1911-1930 arasında kullanılmıştır. Alidat Holometrik (Olometrik) 83) 1:25 000 ölçekli haritaların yersel yapımında genellikle kullanılan plançeteli aletlerden mükemmel mıstıra ya da dürbünlü mıstıra da denilen bu alet (Alm.:Kipregel), biri doğru dürbünlü diğeri dirsekli olmak üzere iki türdür. Dirsekli dürbünlü aletler her ne kadar engebeli ve çok eğimli arazide kolaylık sağlamak için yapılmış ise de Türkiye'de haritaların yapımında yalnızca doğru dürbünlü aletler kullanılmıştır. Doğru dürbünlü alidatlar da biri Fransız tipi, diğeri Türk harita subaylarının önerileri ile ordumuz için yaptırılan ve Türk tipi denilen alet olmak üzere iki türdür. Sehpa üzerinde bir küre başlık olup Plançete tahtası bu başlık üzerine monte edilir. Plançete tahtası genellikle 8 köşelidir. Arazide dolaştırılan üç hedef levhalı bir miradan okunan eğik uzaklıklar Montalan cetvellerinden yataya çevrilir. Bu yöntemle 600 metreye kadar uzaktaki noktalar dürbün eksenine paralel hareket eden bir cetvelle (mıstıra) grafik olarak konur ve eklimetrede okunan düşey açı ile hedef ile alet arasındaki yükseklik farkı hesaplanır. Bu şekilde takeometrik alıma benzeyen ancak daha uzak mesafelerin okunduğu kutupsal alımın grafik olarak çizilmesi esasına dayanır. İstikşaf haritalarımız uzun süre bu yöntemle yapılmışlardır. Daha sonraları bütünleme ve revizyon çalışmalarında kullanılmıştır. Mimari Gönyeler Birbirlerine dik yöndeki dört yüzünde bir yarık bulunan dik açı aplikasyonu için yararlanılan aletlerdir. Şekilleri, küre, silindir, kesik koni, sekizgen biçiminde olanları vardır. Bazılarının üzerine pusula oturtulmuştur. Bir çubuk sehpa üzerinde kullanılırlar. ??? Şekil-2.15 :Mimari Gönyeler Pantometre Aleti Bu aletler dürbünsüz veya dürbünlü olmak üzere iki türdür.Dürbünsüzlerde üzerinde 0-360 derece bölümü olan bir silindir üzerinde gözleme için yarıklar vardır. Bu alet bir çubuk sehpa üzerinde elle tutularak yarıklardan gözlem yapılır ve verniyerli bölümlemede yatay açı okunur. Ayrıca silindirin üstüne bir de pusula konmuştur. Dürbünlü pantometrelerde ise gözlemler yarıklardan bakma yerine dürbünle yapılır (şekil-2.16). Grafometre 84) Prinçten yapılmış 16-24 cm çapında yarım daire biçiminde derece ve yarım derecelere bölümlenmiş bir iletki (açı ölçer, minkale) biçimindedir. Bölümleme hem sağdan sola doğru ve hem soldan sağa doğru yapılmıştır. Çap yönündeki kol sabit olup merkezde oynak olan bir başka kol hareketlidir. Bu hareketli kolun her iki tarafında verniyer düzeni vardır. Böylelikle derece dakikaları okunabilmektedir. Her iki kolda diopter (gözleme düzeni) vardır. Açının bir kolu sabit olan cetvel ile gözlenmek üzere alet döndürülür ve gözleme düzeninden hedefe yönlendirilerek aletin açı tablası sıkıştırılır. Diğer hareketli kol da döndürülerek açının diğer kolu gözlenir ve bölümlemede açı okunur. Alet bir sehpa üzerine kurulmaktadır. Ek olarak düzeç ve pusulası vardır (şekil-2.17). ??? Şekil-2.16:Pantometre Şekil-2.17 :Grafometre Takeometre ve Teodolit Optik bir düzende yapılmış bu aletler sehpa üzerine kurulup düzeçlenebilmekte, yatay ve düşey açı okumaları yapılabilmektedir. Teodolitlerin dürbün büyütmeleri daha büyük, açı okumaları daha hassastır. Takeometrelerde ise açı okumaları dakika inceliğindedir. Dürbünde bulunan çizgilerle mira okumaları yapılarak uzaklık hesaplanabilmektedir. Takeometrelerin plançeteli, döner çizim masalı, diyağramlı, tanjant vidalı vb. gibi çok çeşitleri vardır. 20. yüzyılın son yarısında yapılan elektronik uzaklık ölçerler ve elektronik açı ölçerler bir aletde birleştirilerek (total station) yapılan ölçüler bir kayıt ortamına alınabilmekte ve bilgisayarlar aracılığı ile ara değerler hesaplanarak haritalar çizilebilmektedir. Aşağıda bazı eski teodolit ve takeometrelerin resimleri verilmiştir (şekil-2.18). ??? Şekil-2.18:Eski tip teodolit ve takeometreler 3. MODERN TÜRK HARİTACILIĞI 3.1 MODERN TÜRK HARİTACILIĞININ BAŞLAMASI (1895)85) 1880 yılında Genelkurmayın yeni örgütlenmesinde beş şube kurularak bunlardan 5. şubeye harita ve fen işleri verilmiştir. Ancak 33 yıl saltanat süren padişah II. Abdülhamid'in zamanında bu konuda fazla bir atılım yapılamamıştır. 1883 de Ordunun yeniden örgütlenmesi için getirilen Colmar Baron von GOLTZ (1843-1916), paşa ünvanı verilen (Golç Paşa) ve Genelkurmay 2. Başkanlığına atanan bu Prusya subayı ilk olarak ülkenin harita eksikliğini görerek çıkarttığı bir buyruk ile bu önemli işi 5. şubenin sorumluluğuna verdirerek Rumeli ve Batı Anadolu haritalarını yaptırmağa çalıştı. Ancak bu konuda sağlıklı bir çalışma yapılamadı. Sadece 1888-1895 yılları arasında İstanbul kenti ve Karadeniz Boğazı'nın 1:100 000 ölçekli haritası yapıldı. Bunun dışında bu şube Rusların 1877 seferinde istikşaf yoluyla yaptıkları 1:210 000 ölçekli Trakya haritası kopya edilerek ve Avusturyalıların yaptığı Batı Rumeli'nin 1:300 000 ölçekli haritaları enlem ve boylam çizgilerine bakılmaksızın pantografla 1:210 000 ölçeğine çevirerek Rus haritaları ile birleştirmişlerdir. Bundan sonra arazide yapılan sağlıksız bütünleme ile ortaya hiç bir işe yarayamayan bir harita çıkmıştır86). 1890-94 arasında Paris'te jeodezi öğrenimi yapan Mehmet Şevki ÖLÇER (1866-1927) ve kurmay Yzb. HAKKI ve daha sonra 1892 de gönderilen Harp Okulu öğretmenlerinden Kurmay yarbay RIZA Paris'teki jeodezi öğreniminden sonra bu üç subay özel bir işlemle Nice yakınındki Alpler'de I. ve II. derece nirengi çalışmaları yaparak Paris'te bu ölçülerin değerlendirilmesini öğrenmişler ve daha sonra Mont Souris gözlemevinde enlem, boylam ve azimut ölçü ve hesaplarını görmüşlerdir. 1894 te İstanbul'a dönüşte Genelkurmay'a bağlı harita komisyonunda çalışan bu elemanlardan kurmay Yrb. RIZA, tekrar Paris'e gönderilerek Gautier (Gotye) fabrikasından üç adet semt dairesi ve altı teodolit satınalarak dönmüştür. Harita komisyonuna Fransa'dan bazı astronomik ve jeodezik aletlerle birlikte Fransa coğrafya dairesinden topçu birliği başkanı ve dünyanın çeşitli yerlerindeki çok sayıda sarkaç ile gravite ölçüleri yapmış yarbay DEFFORGES (1852-1915), tuğgeneral rütbesi ile (Deforj Paşa) harita komisyonu başkanlığına getirilmiştir. Yine kendisi ile gelen yüzbaşı BARİSİEN ise yarbay rütbesi ile topografya öğretmenliğine getirilmiştir.Sözleşmeli olarak getirilen bu elemanlar Türkiye'ye gelirken bazı teodolit, sarkaç ve kronometre gibi aletleri Fransa coğrafya dairesinden ödünç alarak getirmişlerdir. 1895 yılında Türk subayları ve Fransız harita uzmanları ile oluşan bu Taksim-i Arazi (Jeodezi) komisyonu baz ve nirengi esaslarına dayalı modern anlamda bir harita yapımına başlamak üzere teşkilatlanmaları nedeniyle 1895 yılı hesaba dayalı modern Türk haritacılığının başlangıç noktası olarak kabul edilmiştir. Her ne kadar 1932 -1941 arasında Harita genel müdürü yardımcısı olan ve Türk haritacılık tarihi ile ilgili iki kitap ve birçok makale yazmış General Abdurrahman AYGÜN (1878-1943) Türk haritacılığının 1909 başladığını söylemekte ise de bu öneri pek benimsenmemiştir 87) İlk modern harita çalışmalarına Vardar havzasında Fransızlar tarafından Türk subaylarının da beraberliğinde ufak bir arazi parçasının kadastrosu yapılarak başlanmıştır. Bir yıl sonra da 1896 Mayıs ayında da Eskişehir'de 7235.52 m lik bir baz ölçülerek ve bir noktada enlem, azimut tayini ve sarkaçla yerçekimi ölçülerek bu baza dayalı 1:50 000 ölçeğinde Eskişehir ve Ağapınar paftalarının nirengisi ve topografik bütünlemesi yapılmış, ayrıca 1:10 000 ölçekli Eskişehir planı meydana getirilmiştir (şekil-3.1). Hesaplamalar büyük eksen uzunluğu 6378.253 m basıklığı 1/293.46 olan İngiliz albaylarından CLARK tarafından hesaplanan 1880 elipsoidi üzerinde yapılmıştır. Komisyonun 1897 yılı ve daha sonraki çalışmaları II. Abdülhamid yönetiminin kuşkulu tutumu yüzünden ekipteki yabancılar tekrar görevlendirilmeyerek ülkelerine dönmüşler ve çalışmalar yapılamamıştır. 1900 yılında İSMET KAPTAN komutasındaki "Heybetnüma" korveti ile Aliağa ve İzmir limanlarının hidrografik haritaları ve İzmir'in 1:500 ölçekli kent planı yapılmıştır. 1900 ve 1901 yıllarında İngiltere'de bakır üzerine grave (kazıma) öğrenmek üzere deniz subayları gönderilmiş, dönüşlerinde 1881 yılında kurulmuş olan Kasımpaşa'daki Deniz Matbaasında kurulan bir kazıma kısmında İngiliz haritalarını Osmanlıcaya çevirerek basmışlardır. 1903 de Deniz subayı RAHMİ Beyin kumandasında Basra Körfezi'nin hidrografik haritası yapılmıştır. 1909 yılına kadar Türk hidrografi çalışmaları Genelkurmayın 5.dairesi tarafından yürütülmüş ve bu tarihte bu bölüme "Mesaha-i Bahriye ve Seyrisefain"(Deniz ve gemi trafiği Ölçmeleri) adı verilmiştir. 1909 da Deniz haritalarının yapılması için bir şube kurulmuş, bu şube 1911 de genelkurmay başkanlığına bağlanmıştır. 1914 yılında bazı subaylarla takviye edilen bu şubeye Beyrut ve Galata yatları ölçü gemisi olarak verilmiştir. 1911 yılında deniz matbaası ve yayınevi idaresi ile zaman tayini görevlerini de üstlenen Türk hidrografi teşkilatı, görevini Genelkurmay 8. şubesi olarak sürdürmüştür. 1928 yılında 7. şube olan Deniz şubesi Harita Genel Müdürlüğüne bağlanmıştır. İsmi 1943 yılında "Hidrografi Şubesi " olarak değiştirilmiş 1949 yılında ise Deniz kuvvetlerine bağlı "Hidrografi Dairesi" olarak yeniden düzenlenmiştir. 1950 yılında dairenin görev alanı genişletilerek ismi de "Seyir ve Hidrografi Dairesi Başkanlığı" adını almış en sonra da "Seyir hidrografi ve Oşinografi Dairesi" ismini alarak Çubuklu'da yeni binasına geçmiştir 88).Bu kurumun Türk denizlerinin çeşitli ölçeklerde yaptığı fevkalade güzel haritaları vardır. 1903 de J. SLONIEWSI’nin yaptığı İstanbul haritası etrafında bulunan Paris İkonları, bu haritanın Fransızlar için yapıldığı olasılığı kuvvetlendirmektedir. 1908 de ilan edilen İkinci Meşrutiyet ile haritacılık konularında da bir kımıldama olmuş ve 1909 yılında Genelkurmay'da harita şubesine bağlı nirengi ve topografya kısımlarından oluşan "Hürriyet Anıtı"nın ekseninden geçen (daha sonra Ayasofya kubbesi) meridyen başlangıç meridyeni alınmıştır. Ayasofya kubbesinin Paris gözlemevi ile olan boylam farkı 26038'44" olarak hesaplanmıştır. Rumeli ve Anadolu için 44 grad'tan geçen enlem dairesi ortalama enlem dairesi olarak kabul edilmiştir. Irak, Arap yarımadası ve Trablusgarp için başka enlem dairesi seçilmesi kararlaştırılmıştır. Paftalar 40x50 cm ölçüsünde yapılacaktır. Aynı yıl (1909), ülkenin 1:25 000 ölçekli haritalarının yapımına Makrıköy (Bakırköy) paftası ile başlanmıştır. Bu amaç için Bakırköy bazı ölçülmüş ve | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||