ANA SAYFA

Ana Sayfa 

İLETİŞİM

İletişim 

BAĞLANTILAR

Bağlantılar 

SİTE HARİTASI

Site Haritası 

SIKÇA SORULAN SORULAR

Sıkça Sorulan Sorular 

  TMMOB  FIG  CLGE
ENGLISH HKMOBİS ÜYE HKMOBİS

  23 Temmuz 2017, Pazar

TMMOB HARİTA KADASTRO MÜHENDİSLERİ ODASI

Site İçi Arama:

Loading
FİG 2018

    Haberler

    Basın Açıklamaları

    Görsel Basında Odamız

    Basından

    Resmi Yazışmalar

    Birim Fiyatlar

    Hukuk Birimi

    İstatistikler ile HKMO

    MİSEM

    Üyelerimizden

    Satım Duyuruları

    Alım Duyuruları

    İş Arayanlar

    Eleman Arayanlar

    Yardım Duyuruları

    Bilgi Edinme Başvurusu

    TİP Sözleşmeler Kontrol

    SHKMMB

    LİHKAB

 

e-Liste

Odamız üyesi değil, fakat duyuruların düzenli olarak
e-posta hesabınıza gönderilmesini istiyorsanız;
Lütfen adınızı, soyadınızı ve
e-posta adresinizi giriniz..

Adınız:

E-Posta Adresiniz:

 

Son Çıkan Yayınlar

 

» KİTAPLAR

MESLEKTE 50. HİZMET YILINI DOLDURAN ÜYELERİMİZ
HKMO

 
 » JEODEZİ VE JEOİNFORMASYON DERGİSİ

 
 » HKM DERGİSİ

SAYI: 2011-1 104

 
 » HARİTA BÜLTENİ

SAYI: MART 2017 97

  

KİTAPLAR


BİLGİ ÇAĞINA GİDERKEN-TBMM GENEL KURULUNDA HARİTA SEKTÖRÜ VE KADASTRO ALGISI

PROF.DR. EROL KÖKTÜRK
 

Yayın Yeri:

ANKARA

Sayfa Sayısı:

100

 

Giriş

ÖNSÖZ
 
Siyaset veya Politika, "devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatıyla ilgili özel görüş veya anlayış," olarak tanımlanmaktadır. Siyaset kelimesi Arapça seyis (at bakıcısı) kelimesinden türemiştir; "at eğitimi," anlamına gelmektedir. 
 
Yunan siyasal yaşamında ise siyaset, "polis (yani kent)`e veya devlete ait etkinlikler" biçiminde tanımlanmıştır. Politika bilimi (politoloji), politik hareketler ve güç edinilmesi ve kullanımı konusunu inceler. Poli, Yunanca "çoğul" kelimesini ifade eder. 
 
Aristoteles, "Politika, toplumun halka ilişkin yaptığı tüm etkinliklerdir," demektedir. 
 Günümüzdeki anlamda siyaset, "belli bir toplumda çatışma içinde olan çıkarların uzlaştırılması faaliyetidir." Konusu üzerinde, bilim adamları arasında tam bir görüş birliğinden söz etmek zor olsa da, Siyaset Bilimi, geçmişte dar anlamda "devlet ve iktidar" kavramları üzerine araştırmalar yapmaktayken; günümüzde, "siyasal kararların çözümlenmesi, sosyal grupların karar ve etki ilişkilerindeki rolü, siyasal katılma, sosyal yapı ve erk ilişkisi, siyasal değişme ve gelişme," gibi konuları da incelemektedir.1 
 
Devlet, toplumların evriminde yönetimin kurumlaşması aşamasında ortaya çıkmıştır. Siyaset ise devletten önce de, devletin dışında da var olmuştur. Öte yandan, iktidar kavramı, otoriteyi de içermektedir. Otoritenin görüldüğü her yerde de "yöneten" ve "yönetilen" ayrımı bulunur. Toplumun en küçük birimlerinde, hatta ikili bireysel ilişkilerde bile otoriteye rastlayabiliriz. Bu açıklamaların sonucunda siyaset biliminin konusu olarak "devlet"i kabul etmek nasıl fazla dar bir çerçeveye sıkışmak demekse, iktidar anlayışına sığınmak da siyaset bilimini ilgisi olmayan alanlara itmek anlamına gelir. 
 
İktidar kavramı, karar alma ve onu uygulama, uygun bulma gücünü içerir. Bu nedenle de düşünülebilecek tek iktidar biçimi siyasal iktidar değildir. Örneğin günümüzde bir ekonomik iktidardan söz edilebilir. Siyaset Bilimini ilgilendiren, siyasal iktidarın oluşumu, paylaşılması, işleyişi ve kullanılmasıdır; siyasal iktidarla ilgili süreçlerdir. "Ekonomik iktidar" başta olmak üzere diğer iktidar türleri ise, siyaset bilimini ancak bu çerçeveye etki yaptığı ölçüde ilgilendirir. Örneğin aile içi iktidar siyaset biliminin konusunda yer almaz. Ancak, aile içi iktidar, aileyi oluşturan bireylerin siyasal davranışlarına yansıdığı ölçüde, oy verme eğilimlerine etki yaptığı zaman siyasal bilimin konusu olur.2 
 
Siyasal erkin önemli kurumlarından birisi, parlamentodur. Parlamento, aslında toplumun hukuksal altyapısını kurmakla görevli olsa da, birçok örnekte görüldüğü gibi, aslında yürütmenin altyapısını hukuksal altyapısını kurmaya çalışır. En üst düzeyde (yasal düzlemde) kurallar koyar. Bu nedenle, toplum içindeki kesimlerin çabalarının önemli bir kısmının hedefi, fikirlerinin, çözümlerinin, tasarımlarının parlamento düzleminde yansı bulması ve kurallara dönüşmesidir. 
 
Bunun tersi de doğrudur. Parlamento düzlemindeki yansılar, parlamento dışı kurumların güçlerinin de aynasıdır. Çünkü işi salt siyaset olan siyasi partiler dışındaki meslek örgütlerinin ve demokratik kitle örgütlerinin çabalarının bir hedefi de, parlamentoyu etkileyebilmektedir. "Görüşleri kendi çabalarıyla sınırlı mı kalmaktadır, yoksa Ankara`ya ulaşmakta mıdır?" Parlamentodaki konuşmalar, bunun göstergesidir. 
 
Uygarlık tarihinin bir aşamasında "temsili demokrasi" önemli bir aşama olarak görülmüşken; parlamento dışı örgütlerlerle ve halkla parlamento ilişkisinin tıkandığı eşikte, yani temsil bunalımının yaşandığı 20 yüzyılda, "katılımcı demokrasi" kavramı ön plana çıkmıştır. 
 
Katılımcı demokrasi kavramı, "koyalım halkın önüne sandığı," darlaşmasını aşan, demokrasiye derinlik kazandıran önemli bir aşamayı simgelemektedir. Bu aşamada siyaset yalnızca siyasi partilerin değil; ama onların yanı sıra örgütlü, örgütsüz tüm kesimlerin ilgi ve uğraş alanında duran bir konuya dönüşür. 
 
Bu anlamda çağdaş parlamentolar, toplum düzenini kuran en temel kurallar olarak "hukuk kuralları"nın en tepesinde yer alan yasaların yapılmasında, kendisiyle sınırlı olmayan bir çabayı gösterdiği, yani yaygın demokrasiyi, katılımcı demokrasiyi işlettiği sürece, demokrasi piramidinin tabanının genişlemesine, demokrasinin derinlik kazanmasına da katkı sağlamış olurlar.                                                           
Öte yandan günümüzde artık öyle bir noktaya gelinmiştir ki, aslında her pozitif hukuk sistemi kendi ulusal özgünlüklerini taşısa da, bunu bir yere kadar taşır… Altına imza atılan uluslararası andlaşmalar, iç hukukumuzun ayrılmaz dayanakları olduğunda, parlamentonun da dikkate alması gereken belgeler olmuşlardır. Uluslararası hukuku tümden yadsıyarak da kural koyamayız. 
 
Bu kısa açıklamadan sonra belirtmek istediğim şu: Bu derleme çalışmayı yapmamın bazı nedenleri var… 
 Birinci esin kaynağım, TMMOB Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası`nın 1963 yılında yayınladığı "Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyelerinin Gözü İle Kadastro Davamız" başlıklı çalışma…  
 
122 sayfalık bu çalışmada, 14.02.1950 tarihinden başlayarak 20.02.1962 tarihine kadarki 12 yıl boyunca TBMM üyelerinin, Genel Kurul`da kadastro konusunda dile getirdikleri görüşler derlenmektedir. 
 
Odamız, bu çalışmanın Önsöz`ünde, o zamanlar metinde yer alan bazı sözcükleri güncelleyerek, şu görüşlere yer vermektedir: 
 
"Türkiye Büyük Millet Meclisi‘nde yıllardan beri kadastro sorunlarına ilişkin dikkati çekecek derecede kapsamlı görüşmeler yapılmış, birçok önemli aksaklık tekrar tekrar Meclis huzuruna getirilmiş, hızla önlemler alınması konusunda yetkililer uyarılmıştır. Meclis tutanaklarına geçen ve ülkemizin kadastro tarihine mal olan bu konuşmalar, kadastro davasının yaşamsal önemini açıklayan pek çok örneği içermektedir. Bu konuşmalarda; kadastronun yararları, kadastronun diğer kamu hizmetlerindeki rolü, kadastro olmadığı için birçok işlerin yapılamadığı birer birer anlatılmış, kadastro işlerinin düzenle yürütülemediğinden acı acı şikayet edilmiş ve bu işin hızla çözümlenmesi gerektiği hemen hemen her yıl yinelenmiş, çözüm yolları da açık ve kesin bir şekilde gösterilmiştir. 
 
1952 yılı bütçe görüşmelerinde, 1936 yılında kabul edilmiş bulunan Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Teşkilat Kanunu‘nun günün gereksinmelerini karşılamaya yetmediği belirtilerek, hemen yeni bir teşkilat yasası tasarısının Meclis‘e getirilmesi istenmiş, yüksek nitelikli işgücünün yetiştirilmesi gereği üzerinde ilgililerin dikkati çekilmiştir. 11 yıldan bu yana bu istekler her yıl yinelenmiştir. Yetkili hükümet adamlarının var olan teşkilat yasasından şikayetçi oldukları ve yeni bir yasa tasarısının Meclis‘e getirilmesi konusunda hemen her yıl söz verdikleri tutanaklardan anlaşılmasına karşın, bugüne kadar bir teşkilat yasa tasarısı Türkiye Büyük Millet Meclisi‘ne getirilmemiştir. 
 
Aynı şekilde, her sene, kadastro işlerinin yavaş gittiğinden şikayet edilmiş ve buna karşılık olarak da kadastronun hızlandırılacağı vaadinde bulunulmuş; fakat izleyen yıllarda yeterli ve olumlu yönde gelişmeler sağlanamamıştır. 
 
Kanaatımızca, Türkiye Büyük Millet Meclisi‘nde kadastro davası hakkında söylenen sözler arasında, bu önemli ülke sorununun düzene sokulmasını, hızlandırılmasını ve planlı çalışma ilkelerine uygun olarak yürütülmesini sağlayacak çözüm yolları açıkça belirtilmiş bulunmaktadır. Odamız, bu değerli görüşlerin tutanak dergilerinden derlenmek suretiyle ilgililerin yararlanmasına sunulmasını sağlamayı doğal görevlerinden biri olarak kabul etmiştir. Bu amaçla, Türkiye Büyük Millet Meclisi görüşmeleri "harita ve kadastro mühendisliği" açısından incelenmiş, konuşmaların niteliğini değiştirmeyecek şekilde bir seçme yapılmış ve seçilen ifadeler aynen alınmak suretiyle bu kitap hazırlanmıştır. 
 
Planlı ve hızlı kalkınma dönemine girmiş olan ülkemizde, Beş Yıllık Plan ve bu plana uygun olarak hazırlanan 1963 yılı uygulama programında düşünülmüş köklü reform önlemlerinin alınmak üzere olduğu bu günlerde, her konuda olduğu gibi bu konuda da en yetkili ve en yüksek makam olan Büyük Millet Meclisi‘nde dile getirilen gerçeklerin ve çeşitli yönlerde öne sürülmüş olan önermelerin bir araya toplanması; kısa zamanda yararlı sonuçlar alınmasına ve yıllardan beri kesin çözümlere bağlanamayan kadastro davasının çözümlenmesine yardımcı olabilirse büyük bir memnunluk duyacağız." 
 
İkinci esin kaynağım, ise meslek tarihine yönelik çalışmalarım… Meslek tarihimiz içinde kadastronun tuttuğu önemli konum… Kadastronun, tapu sicilinin, akademik yaşama karar verdikten sonra seçtiğim "Kamu Ölçmeleri" uzmanlık alanının en temel konularından olmaları… Ama gelişmeler öyle yol aldı ki, bir süreden bu yana, "Kamu Ölçmeleri" de kavram olarak aşıldı ve "Arazi Yönetimi" daha kapsayıcı ve kucaklayıcı bir kavrama dönüştü… Bu alan, mesleğimizin sosyal boyutunun ağırlıklı alanı… Bu alanda çalışacakların felsefe, sosyoloji, tarih, siyaset bilimi, hukuk ve yönetim konularında bir altyapı kurmaları gerekmektedir. Arazi yönetimi alanında çalışmak, değer yargılarına sahip olmayı da gerekli kılar. Toprağa "doğal kaynak" olarak 
bakmakla, "meta" olarak bakmak başka yönelimlerdir. Ya da çabaları "toplum yararına" yöneltmekle, salt "kişisel yarara" yöneltmek de çok farklı bir yol ayrımına işaret eder. Mülkiyet hakkını salt "özel mülkiyet" olarak algılamak da, çalışmalarda ve analizlerde bizi başka noktalara götürür. 
 
Kadastro kavramı da, bu değer yargılarıyla ele alınması gereken bir olgudur. Nasıl kavranmalıdır? Nasıl ele alınmalıdır? Kadastro, "toprak-insan ilişkilerini modelleyen bir bilgi sistemi," olarak kavranacaksa, o zaman durağan olmayan bir olgu dillendirilmiş demektir. Toprak-insan ilişkilerindeki değişimi doğru kavramamak, kadastrodaki değişimi yanlış modellemeye götürecektir. Çünkü kadastro da içerik olarak değişmektedir. Kendini kuşatan fiziksel çevrede ortaya çıkan değişimlerin, kadastroya doğru yansıtılması gerekir. Bu gelişme içinde, aslında "kadastro" kavramının da aşıldığı tartışmaları yapılmıştır. Onun yerine, yani kendi başına bir kavram olan kadastro yerine, "parsel ölçeğinde bilgi sistemi", "kadastro bilgi sistemi", "mekansal bilgi sistemi" gibi kavramları koyma tartışmaları yapıldı ve yapılmaktadır… Bu tartışmalar, arayışlar, yönelimler, TBMM`nin oturumlarına ne kadar yansımıştır? Ya da yansıtılabilmiştir? Bu derlemenin bir amacı da, bunu görebilmektir.  
 
Bu derlemeyi kapsayan dönem, Türkiye`nin siyasal, toplumsal, ekonomik ve hukuksal olarak dinamik, karışık ve sıkıntılı bir dönemidir… 12 Eylül Darbesi sonrası siyasal gerilimler, tercih edilen neoliberal ekonomi politikaları, yerel yönetimlere aktarılan imar planı yapma ve onama yetkileri, imar affı uygulamaları, yabancılara mülk satışındaki ısrarlar, bilgi teknolojilerindeki gelişmeler, Marmara Depremi, 2002 yılından sonraki tek parti erki, kentsel dönüşüm tartışmaları, 2B konusu gibi konular kadastroda içerik değişimini zorlayan gelişmelerden bazılarıdır… Bu toplumsal dönüşüm ortamında kadastro ve harita sektörü, değişim zorunluluğunu modelleyebilmiş ve parlamentoya aktarabilmiş midir? HAKAR fırsatı neden kaçırılmıştır? Benzetmek gibi olmasın ama, Köy Enstitülerini kapatmak Türkiye için nasıl trenin kaçırılması anlamına geliyorsa; HAKAR da sektörün tren kaçırması olayıdır çünkü… 
 
Kadastro, bizim ülkemizde aslında tek boyutlu kavranan bir olgudur: Mülkiyet kadastrosu ya da sınır kadastrosu… Yani tesis kadastrosunun amacı, ülkemizde tapu sicili sisteminin kurulmasıdır. Kurulan "tapu sicili", içerik olarak çok değişime uğramasa da, uygulanışına teknolojilerin, özellikle bilgi teknolojilerinin etkimesi nedeniyle, son yıllarda elektronik ortamda da yürütülür olmuştur. Ülkemizde TAKBİS kısaltmasında somutlanan bir teknolojik tabana oturmuştur. 
 
Üçüncü önemli nokta da, parlamentoda, "harita-kadastro-tapu" sektörünün sorunlarının, Bütçe Yasası`nın görüşmeleri sırasında, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü`nün ele alınmasında somutlanmasıdır. Yıllarca böyle oldu… Sektörümüzle ilgili "Parlamento ne düşünüyor?", "Siyasi partiler ne düşünüyor?" sorularının yanıtları, Bütçe Yasası görüşmelerinde parlamentodaki siyasi parti sözcülerinin konuşmalarında karşılık buldu. Bu nedenle, sektör, başta Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası olmak üzere, kurumlarıyla ve uzmanlarıyla, parlamentodaki bu konuşmalara etki yapmaya çalıştı… Meslektaşımız olan veya olmayan parlamenterlere ulaşmaya çalıştı. 
 
Odamızın yaptığı çalışmadan sonra, parlamento konuşmaları, konuyla ilgilenenlerin ilgi alanında oldu. Ama bu konuşmalar derli toplu bir araya getirilmedi. Ben bunu yapmaya çalıştım. 12 Eylül askeri darbesinden sonraki süreçte, yani 30 yılı aşkın süredir, harita, kadastro, tapu sektörünü ilgilendiren konuşmaları bir araya getirmeye çalıştım. Bunu yaparken 5 önemli yasanın tartışmalarını, yanı sıra da 31 Bütçe Yasası görüşmelerindeki tutanaklara geçen metinleri derleyip bir araya getirdim. 
 
Bu çalışmayı yürütürken, bu metinleri elden geçirirken, bazı gözlemlerim ve saptamalarım da oldu. Bunlardan birkaç tanesine değinmek isterim. 
 1. Akademik dünya ile parlamento arasındaki derin görüş ayrılıkları, 2. Sektör faaliyetlerinin TBMM Genel Kurulu`na aktarılmasındaki yetersizlikler, 3. Derin olmayan bir "Harita-Kadastro-Tapu" sektörü algısının yerleşmesi,  4. Sektörün kural koyma süreçlerindeki etkisizlikleri, 5. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü`nün giderek siyasallaşması, teknik bir kurum olmaktan uzaklaşması, 6. Genel bütçeden Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü`ne ayrılan ödeneklerin giderek azalması, 7. Günümüze yaklaştıkça, parlamenterlerin Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü`nü bir istihdam kurumu gibi görme eğiliminin güçlenmesi, 8. Sektörün yürütme organındaki yetersiz temsiliyeti, 9. Çok az sayıda meslektaşımız dışında, sektör tabanlı milletvekillerinin dünyanın değişen sektör yönelimlerini parlamentoya taşıma konusundaki işbirliği eksiklikleri, 10. Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası ile işbirliği yapma konusundaki isteksizlikler, 11. Sektöre yönelik yapılan sunumların standart bilgiler içermesi, sözlü soruların sığlığı… 

 Eksik bıraktığım diğer gözlemler de eklenirse, TBMM ile başka bir ilişki kurmanın yollarını arama gereği ortaya çıkmaktadır. 
 
Faaliyetlerimizin, çabalarımızın bir hedefi de, parlamentoda sektörü ilgilendiren doğru kuralların konulmasıdır. 
 
Umarın ve dilerim bu çalışma, bundan sonra TBMM ile ilişkiler kurulması çabalarına katkılar sağlar… 
 
 
 
Prof. Dr. Erol KÖKTÜRK Levent, 07.02.2017 
 
 
 
  

Ekler

Kitapçığın tümünü içerir (6535 KB)

 

PDF uzantılı Makale dosyalarını veya diğer Ek Dosyaları okuyabilmeniz için
Acrobat® Reader®'ın bilgisayarınızda yüklü olması gerekmektedir.
Acrobat® Reader® yüklemek için

Tüm Kitaplar »


 

e-HİZMETLER:
| HKMOBİS | WEBMAIL |

© 2004-2017 Tüm hakları TMMOB HARİTA VE KADASTRO MÜHENDİSLERİ ODASI aittir.
Sitede yer alan görsel ve metin öğeler izinsiz kullanılamaz.

TMMOB HARİTA VE KADASTRO MÜHENDİSLERİ ODASI
SÜMER 1. SOKAK NO: 12/4 06440 KIZILAY / ANKARA
TEL: +90 312 232 5777 (PBX) - FAKS: +90 312 230 85 74 - GSM: 0533 762 28 13

 


 
Key İnternet Hizmetleri Ltd. Şti.