İMAR KANUNU AFFEDER, MÜHENDİSLİK İLKELERİ ASLA!

Kartal`da çöken binada hayatını kaybeden vatandaşlarımızın yakınlarına başsağlığı, yaralanan vatandaşlarımıza acil şifalar diliyor, enkaz altında kalanların bir an önce kurtarılmalarını temenni ediyoruz.

 

 

İstanbul, Kartal`da 06.02.2019 tarihinde 8 katlı bir binanın çökmesi sonucunda son verilere göre 11 vatandaşımız hayatını kaybederken, onlarca kişi de yaralandı. Binanın alt katında kaçak bir tekstil atölyesinin bulunduğu iddiası sebebiyle olay sırasında binada kaç kişinin bulunduğu ve enkaz altında kaç kişinin olduğu henüz tam olarak tespit edilemediği haberlere yansımıştır. 

 

İstanbul-Kartal‘da çöken 8 katlı bina ve öncesinde İstanbul-Sütlüce`de yıkılan yapı, yoğun yağışlarla birlikte ardı ardına yıkılan istinat duvarları, çöken yollar son yıllarda ülkemizde sıklıkla duyduğumuz haberler haline geldi.

 

Binanın çökme sebebi henüz bilinmese de İstanbul Valiliği tarafından yapılan açıklamada binanın son 3 katının kaçak olduğu vurgulandı. Son çıkarılan imar affı ile tekrar gündeme gelen kaçak yapılaşmalar ve İstanbul`da çöken bina; imar aflarının bir çözüm olmadığını bir kez daha göstermiştir.  

 

İmar Affı Çözüm Değil!

Maalesef ki gelenekselleşen imar affı süreçleri; yapıların depreme dayanıklılığı, çevre, barınma ve yaşam hakkı, can ve mal güvenliği gibi alanlarda ağır sorun ve zararlara yol açabilecek belirsizlikler yaratırken mühendislik hizmetleri yönünden de kamu denetimi sorumluluğunun ihmal edilmesine neden olmaktadır. Ülkemizde 1950`lerden bu yana defalarca düzenlenen ve seçim yatırımı olarak görülen imar affı uygulamaları; orman, mera, kıyı, kent toprakları gibi bütün kamusal alanların işgalinin ve talanının önünün açıldığını; kaçak yapılaşma ile doğal değerlerin tahribatına sebep olduğunu; hukuksuzluğun özendirildiğini; çarpık ve düzensiz kentleşmenin kalıcılaştırıldığını; üzerine kaçak yapı yapılan hazine ya da belediye taşınmazlarının dahi ilgililere satışının öngörülmesi ile kamu taşınmazlarının işgalinin ve yağmalanmasının, çarpık yapılaşmanın, düzensiz, plansız kentleşmenin hukuksal alt yapısının hazırlandığını; %66`sı birinci ve ikinci derece deprem kuşağında olan ülkemizde, depreme dayanıklı bilime, tekniğe ve mühendisliğe uygun yapıların oluşması yerine vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğini tehdit edecek yapıların meşru kılınmasının önü açıldığını ve yasalara ve kurallara uygun yaşayan bireyler için yasalara uymayanlar lehine yapılan düzenlemelerle oluşturulan eşitsizlik olgusuyla devlete, hukuka ve adalete olan güvenin sarsılmasına yol açıldığını bir kez daha göstermiştir. 

 

Rant Algısından Uzak, Mühendislik Etiğine Uygun Kentsel Dönüşüm Gerekli ve Zorunludur

Devletin anayasal görevlerinden olan sağlıklı, güvenli ve yaşanabilir kentler kurabilmek ve yaşanabilir çevre oluşturabilmek için sağlıklı yapı üretiminin gerçekleştirilmesi zorunludur.

 

Van depremi sonrasında, afet ve risk adı altında hiçbir kurala ve koşula bağlı olmaksızın ülke topraklarını ranta açan "Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun" çıkarılmış, kentsel dönüşüm uygulamalarına, Kanunun gerekçesi olarak gösterilen riskin büyük olduğu bilinen kısımlarda değil, rantın yüksek olduğu yerlerde ya da kamuya ait alanlarda başlanılmıştır.

 

Ülkemizdeki "kentsel dönüşüm" anlayışı tamamen rant odaklı olup "sağlıklı yaşanabilir bir kentsel çevre"yi oluşturmayı amaçlayan; planlama, imar, kentleşme, yapı ve afet alanlarında bilimsel, sosyal ve bütünlükçü bir yaklaşımı gerektiren "kentsel yenileme" ve "kentsel sağlıklaştırma"dan uzaktır. 

 

Ülkemizde sağlıklı, güvenli ve yaşanabilir kentler kurmak için; doğal varlıkları, ekolojiyi, tarihi, kültürel ve toplumsal değerleri koruyan, yaşatan, geliştiren bir arazi kullanımı ve yerleşim politikası temelinde bütüncül bir planlama yaklaşımına ihtiyaç bulunmaktadır. Bu kapsamda çevreyi gözeten, dönüşüm alanlarında yaşayanların ihtiyaçlarını göz önüne alan, "insanı ve insanca yaşamı" temel hedefine koyan bir planlama süreci acil olarak başlatılmalıdır.

 

TMMOB`nin 19.01.2013 tarihinde yayımladığı "Yaşanabilir Kentler İçin TMMOB Kentsel Dönüşüm İlkeleri"nde belirttiği gibi geliştirilen tüm projelerde, kamu yararı ilkesine ve mühendislik, mimarlık ve planlama ilkelerine ayrımsız biçimde uyulmalı; projeler temelde rant artışını değil, can güvenliğinin sağlanmasını ve yaşam düzeyinin yükseltilmesini amaçlamalı; tüm yapılaşmalara yönelik güçlü, kamusal yapı denetim sistemi yaşama geçirilmeli, afet tehlikesi karşısında alınabilecek tek önlemin "yapı düzeyinde" güçlendirme ve yenileme olduğu düşüncesinden vazgeçilmeli, yapılar, kentsel ve/veya bölgesel düzeyde ele alınarak, afete duyarlı planlanma yaklaşımı esas alınmalı, imar planları risk azaltma önlemlerini kapsayacak şekilde yeniden yapılandırılmalı, kentsel dönüşüm projelerinde kent bütününe ilişkin risk faktörleri belirlenmeli ve bu verilere göre risk azaltma planları hazırlanmalıdır.

 

Tüm Mühendislik Yapıları İçin Deformasyon Ölçmeleri Şart! 

Binalar başta olmak üzere köprü, baraj, tünel, yol ve benzeri tüm mühendislik yapılarında gerek inşaat aşamasında gerekse yapının kullanım/işletim aşamasında periyodik ve sürekli olarak deformasyon ölçmelerinin gerçekleştirilmesi gerekmektedir. 

 

İnsan gibi mühendislik yapılarının da bir yaşam ömrü bulunmaktadır. Bu nedenle yapıların şekil, boyut ve konumlarında zeminden, çevre koşullarından (sıcaklık, basınç, nem, rüzgâr vb.), yapım hatalarından ya da ihmallerden kaynaklanan zaman içerisinde gelişen değişimler olabilmektedir. 

 

Günümüzde tüm mühendislik yapılarının şekil, boyut ve konumları yatay ve düşey doğrultuda milimetre (mm), hatta daha yüksek doğruluk ve duyarlıklarda izlenebilmektedir. Harita mühendisleri tarafından kullanılan uzay ve uydu tabanlı konum belirleme sistemleri (GPS), lazer tarama teknolojisi, doğrultu-mesafe ölçümüne dayalı otomatik yersel ölçme sistemleri (total station) ve diğer sensörler tüm mühendislik yapılarında meydana gelmiş ya da gelebilecek deformasyonların belirlenmesini sağlamaktadır. 

 

Bu nedenle son olarak İstanbul-Kartal‘da çöken 8 katlı bina ve yanında çökme riski olan diğer binalarda olduğu gibi vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğini tehdit eden sorunlara karşı tüm mühendislik yapılarının inşası ve sonrasında düzenli olarak hareketlerinin izlenebilmesi için  deformasyon ölçmelerinin yapılması ve yasal bir zorunluluk haline getirilmesi gerekmektedir.

 

Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası olarak ısrarla ifade ettiğimiz gibi; ruhsatsız ve kaçak yapıların önünü açan, deprem riskini yok sayan, mühendislik etiği ilkeleri ile bağdaşmayan, binaların yapım ve işletim sürecinde denetim sürecini zafiyete uğratan imar affı ve benzeri tüm yasal düzenlemelere karşı çıkıyoruz. 

 

Bu bağlamda ülkemizdeki riskli yapı stoku açısından rant algısından uzak kentsel dönüşüm sürecinin gerekli ve zorunlu olduğunu, ivedi olarak yapı denetimi sürecinde yasal düzenlemeler yapılarak mühendislik yapılarının inşaatı ve işletimi sürecinde deformasyon ölçmeleri ve diğer haritacılık hizmetlerinin zorunluluk haline getirilmesi talebimizi yineliyoruz.  

 

Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası olarak yaşanan üzücü olayda hayatını kaybeden vatandaşlarımızın yakınlarına başsağlığı, yaralanan vatandaşlarımıza acil şifalar diliyor, enkaz altında kalanların bir an önce kurtarılmalarını temenni ediyoruz. Bu ve benzeri olayların bir daha yaşanmaması için kaçak yapılaşmalara, eksik zemin-etüt çalışmalarına göz yumulmamasını; deformasyon ölçmelerinin ihmal edilmemesini, tehlike arz eden binaların imar afları ile örtbas edilmesi yerine bilime ve mühendislik tekniklerine dayalı, topluma, çevreye ve yaşam hakkına duyarlı yapıların yapılması gerektiğini yineliyor ve bu amaçla gerekli çalışmaların arttırılması için sürecin takipçisi olacağımızı bir kez daha tekrar ederek basına ve kamuoyuna saygı ile duyuruyoruz. 

 

 

TMMOB 
Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası
Şubat 2019 

Yukarı Çık