17 AĞUSTOS’UN 22. YILINDA YAŞANANLARDAN ALMADIĞIMIZ DERSLER HÂL DURUYOR

 

17 Ağustos 1999`da gerçekleşen 7.4 büyüklüğündeki deprem neticesinde resmi verilere göre 17 bine yakın kişi hayatını kaybetmiş, yaklaşık 285 bin ev ile 42 bin iş yeri de kullanılamaz hale gelmişti. 17 Ağustos`u büyük bir felakete dönüştüren ise deprem gerçeğinin göz ardı edilmesiyle birlikte çarpık kentleşmenin, kaçak yapıların varlığıydı.

 

Son günlerde ülke olarak yaşadığımız afetlerde de ne yazık ki hâlâ süregelen bu anlayışın ağır bilançoları farklı şekillerde, tekrar tekrar görülmektedir. Doğal afetlerin felaketlere dönüşmemesi için bilimin ve tekniğin ışığında toplumu önceleyen planların yapılması ve uygulanması, denetimsiz ve ruhsatsız yapılara göz yumulmaması, dere yataklarında yapılaşmanın yasaklanması, vadilerin yapısının HES`lerle bozulmaması, kentsel dönüşüme öncelik verilerek afet riski altındaki yapıların bir an önce dönüştürülmesi, imar aflarının bir daha ülke gündemine asla gelmemesi ve kıyıların doldurulmak yerine korunması başta olmak üzere; deprem coğrafyası olan ülkemizde geçmişten ders alınarak doğaya karşı değil doğayla barışık uygulamalarının hayata geçirilmesi, ülkemizde yaşayan tüm canlılar için hayati gerekliliktir.

 

Her ne kadar deprem risklerinin azaltılması konusunda 17 Ağustos depreminden bu yana başta Yapı Denetim Kanunu olmak üzere atılan önemli adımlar olsa da depremin üzerinden 22 yıl geçmesine ve deprem tehlikesi zaman zaman kendisini hatırlatmasına rağmen özellikle olası İstanbul depremi sonrası yıkılması muhtemel olan binlerce binanın hâlâ kullanılıyor olması, kentsel dönüşüme yeterli bütçe ayrılmayıp Kanal İstanbul gibi büyük bütçeli ve sorunlu projelerde ısrar edilmesi ve sorumluluğun yapı maliklerine yüklenerek imar affıyla kaçak yapıların ve kuralsızlığın aklanması gibi durumlar tehlikenin boyutunu hala yeterince ciddiye alamamış olmamızın somut göstergelerindendir.

 

Ülkemizin bir gerçeği olan afet olgusu ve süregelen çarpık yapılaşma kentlerin yeniden yapılanmasını zorunlu kılmaktadır. Uzun vadede; yaşanabilir, çağdaş kentlerin oluşumu için bugünden çözümlerin üretilmesi ve uygulanması gerekirken yakın geçmişimizde olduğu gibi bugünün çözüm ve uygulamaları yarının sorunları olmamalıdır.

 

Kentsel dönüşüm projeleri; kent ölçeğinde, makro ölçekte ve bütüncül yaklaşımla ele alınıp birbirini tamamlayan bir sistematik yapı içerdiğinde bir anlam ifade edebilmektedir.  Ülkemiz bir deprem ülkesidir ve kentsel dönüşüm projeleri ile üretilecek mekânlar hem depremle yıkılabilecek konutların dönüşümünü hem de kentlerin olası konut gereksinimini karşılayacak biçimde düşünülmedir. Bu gerçekten hareketle kentli yaşamının her yönüyle yeniden elden geçirilmesi demek olan kentsel dönüşüm; mülkiyet temelinden koparılmadan, insanların en temel ve kadim insan hakkı olan mülkiyet hakları başat yapılarak, sosyal ilişki ve kültürel dokuların korunmasının yanında dayanıklı, sağlıklı ve modern barınma olanakları sağlayan bir süreç olmalıdır. Bu şekilde bir dönüşüm afetlere karşı yapılacak en önemli çalışmalardan biridir.

 

Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası olarak 17 Ağustos depreminde hayatını kaybedenleri saygıyla anarken yaşadığımız felaketlerden ders çıkarılması ve başta toplumu önceleyen kentsel dönüşüm olmak üzere ivedi önlemlerin hızlı bir şekilde hayata geçirilmesi gerektiğini yineliyor, ülke ve toplum yararına atılacak her adımda geçmişte olduğu gibi bundan sonra da meslek alanlarımızla ilgili her türlü bilimsel ve teknik katkıyı vermeye devam edeceğimizin altını çiziyoruz.

 

 

TMMOB
Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası
Ağustos 2021

Yukarı Çık